TÜRK EDEBİYATINDA ÇANAKKALE ZAFERİ
Çanakkale yüzyıllar boyu insanlık
tarihinin en önemli harbe ve mücadelelerine sahne olan Boğazlar bölgesinde
şirin ve güzel bir şehirdir. Bu şehir
her yönüyle yaşayan bir tarih, Türklerin Avrupa’ya geçmeleriyle süre gelen ve
yurdumuzun her köşesinden her Türk ailesinin ve atalarından bir veya birkaç
erini gömdüğü şehitler beldesi bugün de üniversite şehridir.
Çanakkale şehri, aynı adı taşıyan
boğazın Anadolu yakasında ve bu Boğazın en fazla darlaştığı kesimde düz bir alanda
kurulmuştur. Çanakkale kuruluşu pek eski dönemlere inmeyen ve temeli Fatih
Sultan Mehmet zamanında atılmış olan bir 15. Y.y. şehridir.
Burada yerleşim birimlerin mazisi
Truva ile başlar. Truva’nın kalıntıları eski Tunç Çağına kadar inmektedir.
Truva şehri M.Ö. 13. Asırda Akalıların eline geçmiştir. M.Ö. 6. Asırda
Lidyalıların elinde olan şehir bundan sonra İran hakimiyetine girmiştir. Daha
sonra Atina hakimiyetine giren şehir bu kez Atina Isparta mücadelelerine sahne
olmuştur. M.Ö. 334 baharında Asya’yı fethe çıkan Büyük İskender Boğaz’dan
geçmiş ve Granikos’ta(Bıga çayı) İran ordusunu bozguna uğratmıştır. Daha
sonraki asırlarda Anadolu’ya geçen
Romalılar buraları hakimiyeti altına almışlardır. Roma’nın parçalanmasıyla
Doğu Roma imparatorluğunun eline geçen
şehir 14. Asırda Aydınoğlu Umur Beyin akınlarına sahne olmuştur. Sonra
Osmanlıların eline geçen şehir Türklerin Avrupa’ya geçişinde önemli bir yer
edinmiştir. Nitekim Orhan Bey zamanında Türkler Gelibolu’ya geçmiş Yıldırım
Bayezid zamanında Gelibolu önemli bir şehir olmuştur.Fatih döneminde Haçlıların
Boğazdan geçmesini engellenememiştir. İstanbul’u fethetmek isteyen Fatih
Boğazdan geçişi engellemek Boğaz’ın en dar yerine karşılıklı iki kale
yaptırmıştır. Bunlardan Anadolu
yakasındakinin adı Fatih’in oğlu Sultan Mustafa tarafından yaptırıldığı için
Kal’a-i Sultaniye(Batı yazarları buraya Dardanos demişlerdir.) Avrupa
yakasındakine ise Kilitbahir(denizin kilidi anlamında) adı verilmiştir.Artık
bundan sonra şehir Türk hakimiyetinde kalmıştır.
Çanakkale
stratejik konumu itibariyle çok önemli bir şehirdi.19.y.y. da Osmanlı
devletinin Avrupa devletleri karşısında zayıflamasıyla beraber şehrin önemi
daha da artmış küçülen Osmanlı Devletinin bu şehri koruması Boğaz’ların ve
İstanbul’un güvenliği için çok önemli olmuştu.
18.yüzyılda
şehirde İsveç Konsolosluğunun bulunması şehrin önemini ortaya koymaktadır.
19.yüzyılın
sonlarında ve ikinci yarısında Çanakkale Boğazı’nın kıyılarında
Mecidiye,Hamidiye,Mesudiye,Namazgah,Yıldız,Ertuğrul ve Orhaniye adlı yeni tabyalar
oluşturulmuştur. Bu tabyalar ve onların kahraman bekçilerinin dünyanın en büyük
filosunu geri çevirdiklerini göreceğiz.
Çanakkale yöresi
stratejik konumu bakımından önemli bir yer işgal ettiğinden , 19.yüzyılın son
çeyreğinde İngiltere,Fransa,Yunanistan ve Rusya birer konsolosluk
açmışlardı.Bunlara 1872 Şubatında Almanya konsolosluğu ilave edildi.
1906’da İngiliz
İmparatorluk Müdafaa Komitesinin yaptığı araştırmalar Çanakkale’nin yalnız
deniz kuvvetleriyle geçilemeyeceğini bir kez daha ortaya koymuş,1911-1912
Türk-İtalya ve 1912-1913 Türk Balkan Devletleri savaşında İtalya ve Yunan
Kurmay heyetleri de aynı sonuca varmışlardır. Nitekim İtalyan filosu 18 Nisan
1912’de Boğazın dış tabyalarını
bombardımanla yetinmiş, 19 Temmuz1912’de de sekiz muhripten kurulu İtalyan
filolitası, Boğaz dahiline başarısız bir gece akınında bulunmuştu. Balkan
Savaşında da Boğaz’a karşı ciddi bir hareket olmamıştı.
1.Dünya Savaşı’na
katılmamızdan 10 gün sonra İngiltere Boğazlar Meselesinin müttefiki olan
Rusya’nın lehine halini kabul etti. Üçlü İttifak Devletleri bu konuda anlaşmaya
vardılar.
Merkezi devletler yanında savaşa giren
Osmanlı Devletini saf dışı bırakmak amacıyla İtilaf Devletleri tarafından
düzenlenmiş olan Çanakkale Harekatı, 1. Dünya Savaşı’nın en önemli askeri faaliyetlerinden
birini oluşturmaktaydı.
18 Mart 1915 sabahı Boğaza giren ve tabyaları topa tutan
İngiliz ve Fransız Filoları Çanakkale Boğazının iki yakasındaki mevzilerden
açılan yoğun ateş ve Karanlık Limana dökülen mayınların etkisiyle, mevcutlarının % 35 ini kaybedip geri
çekilmek zorunda kaldılar.
18 mart bozgunu ,
İtilaf Devletlerine karadan destek olmaksızın yalnız deniz kuvvetleriyle
Boğazın geçilemeyeceğini gösterdiğinden General Hamilton ‘un emriyle bir
Çıkarma ordusu hazırlandı. Çıkarma
Harekatı 25 nisan 1915 günü sabaha karşı başladı. Sarp bir kıyı olan
Arıburnu bölgesine çıkan düşman kuvvetlerini 19. Tümen Kumandanı Mustafa Kemal
karşıladı. Kıyıya çıkan İngiliz ve Fransız kuvvetleri geri püskürtüldü. Bundan
sonra her iki cephede de siper savaşları sürdürülmüş özellikle 21 Haziran
Kerevizdere, 28 Haziranda da Zığındere çarpışmaları çok şiddetli geçmiştir.
Bunun ardından İtilaf kuvvetleri kesin bir sonuç almak amacıyla 6-7 Ağustos
gecesi başlattıkları Harekat dört gün sürdü. Bu kuvvetler Yarbay Mustafa Kemal
tarafından Conkbayırı’nda durduruldular. Böylece Birinci Anafartalar Zaferinden
sonra İtilaf kuvvetlerinin yaptığı bütün taarruzlar sonuçsuz kaldı. Ancak 21
Ağustosta yeni bir saldırı başlattılar.
İkinci Anafartalar Muharebesi denilen bu Harekat da başarılı olamayınca
Muharebeler günlerce süren siper savaşlarına dönüştü. Bu çarpışmalarda Türk
askeri Çanakkale’nin geçilmez olduğunu ispatladı. İtilaf kuvvetleri 19-20
Aralık gecesi Anafartalar ve Arıburnu Cephesinden 8-9 Ocak 1916’ da Seddülbahir’den
çekildiler.
İtilaf
Devletlerinin başarısızlığı ile sonuçlanan Çanakkale Muharebeleri Birinci Dünya
Savaşının seyrini değiştirip uzamasına sebep olduğu gibi Çarlık Rusya’sının
çöküşünü hazırlamış ve İngiltere’de Hükümet değişikliğine yol açmıştır.
Çanakkale
Savaşları sonuçları sebebiyle dünyaya Türk’ün yenilmezliğini, Mehmetçiğin
azim ve iradesini ve de centilmenliğini göstermiştir. Bununla birlikte
bu savaşlar sırasında bir komutan parlamıştır. Mustafa Kemal! Daha sonra
milleti arkasına alıp Türk’ün haklı davasını sürdürecek ve başarıya ulaşarak
yeni bir devlet kuracaktır. Ayrıca bütün dünya onun dehasını takdir edecektir.
Mustafa Kemal ise bir şeyin farkındadır. Bağımsızlığı ve namusu söz konusu
olunca Türk askerinin nasıl ölüme koştuğunu bilmektedir. Yeter ki onu idare edecek dahi bir komutan olsun.
İşte o da Mustafa Kemal idi. Siz hiç ölmek için can atan asker gördünüz mü?
İşte Çanakkale Savaşlarında Türk askeri!Atatürk’ün bu konudaki hatıralarından
birine değinelim.
Bir buluşma
esnasında Mısır Devlet Başkanı Atatürk’ü takdir ettiğini söyler ve ekler;
-“ Ekselans benim milletimin
de sizin milletiniz gibi hürriyete ve
istiklale ihtiyacı var. Bunu nasıl temin edebiliriz? Tıpkı sizin Çanakkale
Boğaz Savaşında Düvel-i Muazzama Ordusuna karşı kazandığınız zafer gibi bizim
de böyle bir ordu ve stratejiye ihtiyacımız var. Bize bu konuda yardım edebilir
misiniz? “ Sorusuna Mustafa
Kemal:
-“ Vatanı için şehit olacak bir buçuk milyon Mısırlı
genciniz varsa bu işi yapabiliriz. Bunun haricinde olmaz! “ deyince Mısır
Devlet Başkanı
-“ Maalesef bizim öyle ölecek bir
buçuk milyon Mısırlı gencimiz yok.” Der. Mustafa Kemal de:
-“ O zaman sizin
de hürriyet ve istiklale hakkınız olamaz.” Deyiverir.
İşte bu söz her
şeyi açıklamıyor mu?...
İLGİLİ;
MENKIBE,DESTAN, ŞİİR, ANEKDOT, VE EFSANELER:
1-)MENKIBELERDE ÇANAKKALE ZAFERİ
Menkıbeler,
birtakım mahalli adetlerin, insani birtakım tasavvurların dini muhteva içinde
hatıralardır. Bu bakımdan karanlık devirleri aydınlatmada tarih kadar kıymetli
belgelerdir. Çanakkale Savaşları sırasında bir çok menkıbe yazılmıştır. Bu
menkıbeler, bize Türk milletinin zihninde Çanakkale Savaşlarının ne kadar derin
izler bıraktığını göstermesi açısından
önemlidir.
Çanakkale Savaşları
etrafında teşekkül eden menkıbeleri şöyle sıralayabiliriz.
A)TARİHİ-EFSANEVİ ŞAHSİYETLER ETRAFINDA OLUŞAN MENKIBELER
Milletlerle olan
savaşlarında Allah’ın Türkler’e yardım
ettiğini pek çok menkıbede görürüz. Bunlardan birisi de Mustafa kemal
hakkında
anlatılanıdır
1)
GAZİ MUSTAFA KEMAL PAŞA:
Türkler’in başka. M. Kemal’in Omega saatinin
parçalanması suretiyle kendisine hiçbir şey olmamasıdır. Bu olay, Anadolu’nun
pek çok yerinde, farklı şekilde anlatılır. Bu olay’ yazılı olarak en güzel
şekilde Ruşen Eşref Ünaydın’ın “Mustafa
Kemal ile Mülakat” adlı eserinde şöyle verilir:
“Buraya
kadar muhaveremizi sakin bir vaziyette dinleyen Yüzbaşı Cevat Bey, Paşa’nın
yaveri, kalın, sertliği hoşa giden bir sesle:
_”Bu
şarapnel parçasından biri Paşa’nın göğsünü okşamıştır!”dedi.
_Nasıl?
Dedim.
Paşa, tespihi ile
oynuyordu. Cevat Bey, parlak çizmelerindeki mahmuzları şıkırt yaparak, göğsünün
sol tarafındaki nişan kurdeleleri sırası ve ipek kordonu kabaresine şöyle
anlatıyordu:
-Bulunduğumuz yer
tamamen muhacimlerin arası idi.Paşa da ilerleyen efradımızı seyrederken göğsüne
bir şeyin kuvvetlice çarptığını duymuştur.
-Evet sağ
taraftan ceketimde bir kurşun yeri gördüm.Yanımda bulunan zabit(Rahmetli Nuri
Canker Bey)”Efendi,vuruldunuz” dedi.Ben böyle bir söz şuyu bulursa askerimizin
kuvve-i maneviyesi üzerinde yapacağı tesiri düşündüm.
Elimle zabitin
ağzını kapadım.
“Sus” dedim.
Cevat Bey devam
ediyordu.
-“Bir şarapnel
misketi,göğsünün sağ tarafını tamamen Omega saatinin bulunduğu cebe isabet
etmişti.Saat, parça parça oldu, fakat o darbe,Paşanın göğsünde hafif bir leke
bırakmaktan ileri geçmemiştir.”dedi.
-O saat sizin
için tarihi bir saattir.Görebilir miyim efendim?dedim.
Paşa:
-“O saatin
enkazını,bu muharebeden sonra Liman Paşa hatıra olarak aldılar.Bana da
kendilerinin aile-i asalet armasını havi bulunan saatlerini verdiler.
Cevat Bey saati gösterdi.Omega markalı siyah bir
saat.Arkasında bir taç ve “L.2.” markaları ve Paşanın kırılan saatide Mekteb-i
Harbiyeden beri sakladığı Omega markalı kuvvetli bir talebe saati imiş.Cevat
Bey Zenınnth marka bir bilezik saatini gösterdi ki onu Mustafa Kemal Paşaya o
kurşunun değdiği esnada yanında bulunan genç Mülazım vermiş.
Askerin bu kadar yanında giden, onlara ön
ayak olan bir Kumandana en zorlu düşmanların bile dayanamayacağına aklım eriyordu.
Omega saati,Türk milleti için kendini feda etti,Komutan Mustafa Kemal’i kurtardı. Türk ordusunun Kumandanını,Türk milletini,Ortadoğu’yu, insanlığı kurtardı.
2)SEYİT ALİ
ONBAŞI:
Çanakkale
Savaşları’nda Deniz Savaşları sırasında Seddü’l-
bahir açıklarında bulunan düşman gemileri Morto Koyu ile Seddü’ l-
bahir tepesini sürekli bombardıman altına almışlardı. Türk mukavemeti
gittikçe azalıyordu. Kendilerini Allah’ ın koruyuculuğuna bırakan Türk
birlikleri şehitlik mertebesine ulaşmayı arzu edercesine, kaçmak yerine son
gayretleriyle mücadele ediyorlardı.
Bu sırada bir
İngiliz gemisinden atılan büyük bir bomba Morto
Koyu sırtlarındaki bir topçu birliğimizi toptan imha etti. İçlerinden
yalnızca Seyid Ali Çavuş kurtulmuştu.
Çavuş etrafındaki manzara karşısında duyduğu ızdırap ile dünyada eşine az
rastlanacak bir olay gerçekleştirdi.
Duyduğu acı ile
normalde üç kişinin zor taşıdığı 257 kiloluk bombayı yerinden tek başına
kaldırdı, taşıdı, topun namlusuna sürdü ve ateşledi. Bu mermi gideceği yeri de
biliyordu. Queen Elizabeth gemisinin bacasından içeri girdi ve gemi ortadan
ikiye ayrılarak battı.
Burada, 257
okkalık bir mermiyi kaldırarak olağanüstülük gösteren Seyit Ali Onbaşı ile ilgili menkıbeyi Mehmet İhsan GENİŞÇAN, eserinde şöyle anlatıyor:
“ Ne hikmetse bataryada tek top ayakta kalabilmiş,
fakat onun da vinci kırılmış olduğundan mermileri namluya sürülemiyordu.
Yüzbaşı Hilmi Bey, etrafından
birilerinden yardım alabilmek düşüncesiyle bataryadan uzaklaştığı sırada Niğdeli Ali ile Koca Seyit ümitsiz ve perişan ne yapacaklarını düşünüyorlardı.
“ Ulu ve yüce Allah’ tan başka hiçbir güç ve kuvvet
yoktur. “
duası Seyit’ in
ağzından nûr tanesi gibi dökülmeye başladı.
Seyit Ali,
bu duayı defalarca okudu. Bu yakarış
şüphesiz hiç kimseninkine benzemiyordu. Aşk ile kendinden geçmesi ve 257 okkalık top mermisini kucaklayıp omzuna
alması bir oldu. Demir basamakları tam üç kez inip çıktı. Yanında bulunan Niğdeli Ali, Seyit’ in göğüs ve omuz
kemiklerinin çatırtısını duyuyor, hayret ve dehşet içinde kalıyordu. Topun namlusuna
sürülen üçüncü mermi savaşın kaderini böylece değiştiren olayı yaratmış ve
İngilizler’ e ait “Ocean”isimli
zırhlı, bu merminin isabetiyle korkunç yara almıştır.
Aynı gün geç
saatlerde Çanakkale Boğazı Müstahkem
Mevki Kumandanı Cevat Paşa,ödül olarak Seyit’ e onbaşılık rütbesini verdi.
Merminin bir defada kendi huzurunda kaldırılmasını istedi. Bunun üzerine Seyit Onbaşı,Cevat Paşa’ ya şu cevabı
verdi:
“Ben bu mermileri kaldırırken gönlüm,
Allah’ın feyziyle doldu. Ancak bu kuvvetin sırrı o anda bana Allah’ ın ihsan
ettiği bir vergi idi. Bu ağırlığı kaldıracak kadar bir makam varmışsam bu dua
ve rıza ile olmuştur. Ancak şimdi kaldırmam mümkün değildir kumandanım”
3)YAHYA ÇAVUŞ
VE TAKIMI
Çanakkale
Muharebelerinin en ateşli saldırıları sırasında Morto Koyu’ ndan çıkartma yapan
bir İngiliz birliğine karşı Seddü’ l-
bahir tepesinde bulunan Yahya Çavuş ve takımı (15 kişi) büyük bir inançla
engel olmaya çalışıyorlardı. Karşılarında bulunan bir birliğe karşı 15 kişi
gönülden savaşarak engel olmaya çalıştılar. Tam üç gün ve üç gece bir birliğe
bir takım olarak karşı geldiler. Onları durdurdular. Gelibolu Yarımadası’ nın
içlerine girmelerine 15 kişilik bir kuvvetle engel oldular. Sonunda yardımcı
kuvvetlerin gelmesine yakın hepsi Allah’ ı arzu ettiler. Şehitlik mertebesiyle
Allah’ a ulaştılar.
Bundan başka
“Hasan ve Mevsuf”, “Sıhhıye Başçavuşu Hüseyin Hikmet Başaran”, “Bayraklı Baba
Menkıbesi” ve “Kaşıkçı Dede Menkıbesi” hakkında anlatılan menkıbeler vardır.
B)Dinî ve Tarihî Şahsiyetler Etrafında Teşekkül Eden Menkıbeler
1)CONKBAYIRI
ÜZERİNDEKİ BULUTLAR :
Çanakkale’ de en çok anlatılan menkıbe
şudur:
Conkbayırı’ nda kara savaşları sırasında 57 tümen her gün çamaşır değiştirir. Kirlilerini yıkar çalılara asar ve ertesi gün için kurumuş. Sebebi ise eğer şehit olurlarsa Allah’a temiz kıyafetlerle varmaktır. Savaşa çıkmadan önce namazlarını kılar ve ibadet ettikten sonra savaşa başlarlarmış. Maneviyatı kuvvetli bu insanlar Conkbayırı’ ında düşman tarafından kıstırıldıkları anda gökten beyaz-gri bir bulut kümesi 57. Tümenin üzerine inmiş ve bulut yok olduğunda düşman askerleri ne olup bittiğini anlayamamışlar. Zira ortada tek bir Türk askeri bile yokmuş. Gemiden bu olayı seyreden İngiliz Amirali Hamilton daha sonraki savaş anılarında da bu olayı anlatmaktadır.
2)BULUTUN
KORUMASI
Menkıbelerde bir
başka mucizevî yardım da bir İngiliz Alayının bulutların içinde kayboluşu
biçimindedir. Olay şu şekilde anlatılmaktadır;
“ O gün Kraliyet Alayı taze kuvvetlerle bu saldırıda
görev aldı. Sağ cenahta yer alan bu alay, daha az bir mukavemetle karşılaştığı
için hızla ilerlemeye başlamıştı. Alay, Azmak Deresi’ nin kuru yatağını geçmiş,
Kayacık Ağrılı mevkiinden Damakçı Bayırı’na doğru yürüyordu. Karşılarında küçük
bir tepe vardı. Tepenin üzerinde garip, soluk renkte bir bulut durmaktaydı.alay,
sol taraftaki Ağıl Dere’ ye inmeden tepeye doğru ilerledi ve bulutun içine
girip kayboldular. Yâni alanda askerlerin Mestan Tepe’ den şaşkın bakışları
arasında 7-8 değişik bulutla daha birleşerek Trakya istikametine doğru uçup
gittiler. Orada bulunan 267 İngiliz askerinden hiçbirinin izine bir daha
rastlanamamıştır.”
3)NUSRET MAYIN
GEMİSİNİN MUTLAK YAKALANIŞTAN
KURTULMASI
Nusret Mayın
Gemisi Çanakkale savaşına noktayı koyacak olan görevine çıktığı gece Karanlık
Liman ile Seddülbahir arasındaki mayınları toplayıp yerini değiştirirken O'’nu
koruyan Anadolu Feneri de bir İngiliz Gemisi üzerine projektörleri dikmiş ve
gemiyi takibe almıştı. Fakat birden Anadolu Feneri arıza yaptı. Nusret Mayın
Gemisi telaşla ışıklarını söndürdü. İngiliz gemisi bu sefer kendi
projektörleriyle denizi taramaya başladı. Geçen dakikalar içinde Nusret Mayın
Gemisi tam yakalanacağı anda birden Anadolu Feneri tekrar çalışmaya başladı.
İngiliz gemisinin projektörleri üzerine kendi projektörlerini dikti ve iki ışık
arasında kalan Nusret muhakkak bir hezimetten kurtuldu. Görevini yerine getirip
geri döndüğünde bu heyecana kalbi dayanamayan gemi kaptanı ,Hakkı Bey’ in
naşını da karaya çıkardı. Anadolu Feneri’ nin hiçbir tamirat yapılmadan
kendiliğinden çalıştığını öğrenen gemi komutanı Nazmi Bey, bu olayın bir mucize
olduğunu daha sonraki günlerde yazdığı günlüğünde bildirmektedir.
Bundan başka bulutun koruması ile ilgili anlatılan iki menkıbe daha vardır. Yine “Uçan Türkler” adlı anlatılan bir menkıbe daha vardır.
II-
DESTANLARIMIZDA ÇANAKKALE ZAFERİ
Türkler, pek çok özelliğin yanı sıra,
destan yaratan bir millet olarak da tarihte hakettiği yeri almıştır. Alp Er
Tunga Destanı,Şu Destanı, Oğuz Kağan Destanı, Ergenekon Destanı, Bozkurt
Destanı, Genç Osman Destanı, Plevne Destanı, Estergon Destanı, Şeyh Şamil
Destanı, Girit Destanı, Kars Destanı, Silistre, Cezayir, Varna, Budin
destanları bu milletin yarattığı destanlardan sadece bir kaçıdır. Tarih boyunca
yaratılan destanlar zincirinin altın halkalarından biri de hiç şüphesiz
“Çanakkale Destanı” dır.
Çanakkale Zaferi öyle büyük bir zaferdir
ki, halkın vicdanında öyle derin izler bırakmıştır ki, pek çok şair tarafından
– halkın da hislerine tercüman olunarak- destanlar vücuda getirilmiştir. Türk’
ün bu zaferini en mükemmel şekilde Mehmet Akif destanlaştırmıştır. Edebiyat
tarihinin Akif’ in;
“Çanakkale Şiiri” hakkındaki hükmü şudur:
“Bu şiiri Mehmet Akif yazmadı; kağıda
dökenle, toprağa kanını dökenler birleşerek yazdılar.”
Çanakkale Savaşı ile ilgili yazılmış pek çok destan mevcuttur. Başta Mehmet Akif’ in eseri olmak üzere seçilmiş birkaç destanı verelim.
1-MEHMET AKİF ERSOY
– ÇANAKKALE ŞEHİTLERİ
Bu eser, yıllardır hepimiz tarafından
zevkle okunmuş ve ezberlenmiştir. Burada Akif harbin vahametini, vahşetini
anlatırken, bu uğurda şehit olanların da yalnız kalmayacaklarını, onları Hz.
Peygamber’ in şefkatle beklediğini müjdelemektedir. Bu şiiri başlı başına Türk’
ün Destanıdır. Anlatılmaz yaşanır.
Prof. Dr. Mehmet Kaplan, bu destanın
estetik kıymeti hakkında şu kanaati ifade eder:
“Mehmet
Akif Ersoy’un Çanakkale Savaşını tasvir eden şiiri yazıldığı tarihten bu güne
kadar bütün nesillere o savaşın heyecanını yaşatmış ve onun tarihî, derin ve
büyük manasını hatırlatmıştır. Bunun sebebi de hiç şüphesiz, bu şiirin taşımış
olduğu estetik değerdir.”
Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada
eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’
ya-
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya
Ne hayasızca tahaşşüt ki ufuklar kapalı!
Nerede- gösterdiği vahşetle “Bu: bir
Avrupalı”
Dedirir –yırtıcı, his yoksulu, sırtlan
kümesi
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yahut
kafesi!
Eski dünya, yeni dünya, bütün akvam-ı
beşer,
Kanıyor kum gibi, tufan gibi hakikat
mahşer mi mahşer
Yedi iklimi cihanın duruyor karşıda
Ostralya’ yla beraber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler
rengarenk;
Sade bir havadis var ortada: vahşetler
denk.
Kimi Hindu, kimi yamyam, kimi bilmem ne
bela...
Hani tâûna da zuldûr bu rezil istila!...
Bundan başka Boyabatlı Mustafa’nın “Çanakkale Destanı” adlı eseri vardır.
III- ŞİİRLERİMİZDE ÇANAKKALE ZAFERİ
Çanakkale Zaferi ile ilgili, menkıbe,
destan yanında münferit şiirler de yazılmıştır. Mehmetçik, harbe giderken sâkin
ve sevinçli olarak anasından, babasından, yavuklusundan, sılasından
ayrılmıştır. Hatta anasını, yavuklusunu bir daha göremeyeceğini bilerek yola
revân olmuştur. Bu duyguyu şu mısralarda görebiliriz.
ÇANAKKALE TÜRKÜSÜ
Çanakkale içinde vurdular beni
Ölmeden mezara koydular beni
Of gençliğim eyvah.
Çanakkale içinde Aynalı Çarşı
Ana ben gidiyom düşmana karşı
Of gençliğim eyvah
Çanakkale içinde bir uzun selvi
Kimimiz nişanlı kimimiz evli
Of gençliğim eyvah
BİR YOLCU’ YA
Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın
Bu toprak bir devrin battığı yerdir.
Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın
Bir vatan kalbinin attığı yerdir
Bu ıssız,
gölgesiz yolun sonunda
Gördüğün bu tümsek Anadolu’ nda
İstiklâl uğrunda, namus yolunda
Can veren Mehmet’ in yattığı yerdir.
Bu tümsek
koparken büyük zelzele,
Son vatan parçası geçerken ele
Mehmet’ in, düşmanı boğduğu sele
Mübârek kanını kattığı yerdir
Düşün ki, haşr olan kan, kemik, etin
Yaptığın bu tümsek amansız, çetin
Bir harbin sonunda bütün milletin
Hürriyet zevkini tattığı yerdir.
Necmettin Halil Onan(Çakıl Taşları)
Çanakkale Savaşları öyle bir savaştır ki
Türk Milletinin ruhunda ve zihninde silinmeyecek etkiler bırakmıştır.Bu
yüzdendir ki bir çok destana, şiire ve romana ve de tarihin tozlu yapraklarına
konu olmuştur. Yüz binlerce şehidin verildiği bu savaşlar öyle silinecek bir yazı
değildir. Bu savaşlar Türk milletinin onurunu, kahramanlığını ve
centilmenliğini bütün dünyaya ispatlamıştır. Bu sebeple bu savaşları çok iyi
algılamamız gereklidir.
KAYNAKÇA
Prof. Dr. Abdurrahman Güzel, “Türk
Edebiyatında Çanakkale Zaferi”, 1994.
Ruşen Eşref
Ünaydın, “ Mustafa Kemal ile Mülâkat”, Ank. 1981
Mehmet İhsan
Gençcan, “ Çanakkale Savaşları ve Menkıbeler”, İst. 1994.
Prof. Dr.
Abdurrahman Güzel, “Çanakkale Savaşları”, 1994
Mehmet
Kaplan, “Mehmet Akif ve Çanakkale Savaşı; Mehmet Kaplan’ dan Seçmeler” (Haz:
Enginün- Zeynep Kerman) K.T.B. Yay. .Ank. 1988.