LİMAN VON SANDERS
LİMAN
VON SANDERS, OTTO (1855-1929)
17 Şubat 1855’te Stolp’da (bugün Polonya’da Slupsk) doğdu.
1874’te Essen muhafız birliğinde subaylığa başladı. 1911’de
generalliğe yükseldi. Çanakkale’yi savunan Türk Kuvvetleri Komutanı
Mareşal Liman Von Sanders Türkiye’deki Alman Danışma Kurulu Başkanıydı.
1.Dünya Savaşı yaklaşırken Osmanlı İmparatorluğu’nun askeri
liderleri ateş hattında sağ kalabilmenin çarelerini arıyorlardı. Ordunun
ıslahı düşünülüyordu. Orduda yenilik yapmak için Osmanlı-Alman hükümetleri
arasında varılan anlaşma gereğince Almanya’dan istenen kurulun başkanı
olarak 14 Aralık 1913 tarihinde, yani bir buçuk yıl önce, 42 kişilik
Alman subay grubu ile İstanbul’a gelmiş ve Türk ordusunu düzenlemek, eğitmek
görevine başlamıştı.
O sıralarda Türk ordusu gerçekten de kötü durumdaydı. Dört küçük
Balkan ülkesi önünde feci bir bozguna uğramış, 1-1.5 ay içinde Rumeli
denen Avrupa’daki tüm topraklarını kaybetmişti. İstanbul’un en seçme
birliklerini , elindeki topu, tüfeği, cephaneyi, atı, arabayı, özetle
ordusunun silah, araç, gereçlerinin büyük bir kısmını da yitirmişti.
İkinci Viyana yenilgisinden beri 250 yıldır süren çöküntünün bu son
halkasında, Rumeli gitmiş, ordu gitmiş, milletin ve ordunun onuru onarılmaz
ağır bir darbe yemişti.
İşte Mareşal Liman Von Sanders’in gelişi bu tarihlerdeydi. Üstelik
Mareşal, doğru dürüst bir şey yapacak zamanı da pek bulamamıştı. Çünkü
gelişinden sekiz ay kadar sonra Avrupa’da savaş başlamış, üç ay sonra
da Osmanlı İmparatorluğu savaşa girmişti. O sırada 60 yaşında olan
Alman Generali Sanders, anlaşma gereğince bir üst rütbe ile Osmanlı
Ordusunda mareşalliğe yükseltilmiş ve savaşla birlikte, Osmanlı Orduları
Komutanı Vekili Enver Paşa tarafından, karargahı İstanbul’da bulunan
Birinci Ordu Komutanlığı’na atanmıştı.
3.Kolordu Komutanı Esat (Bülkat) Paşa, 1915 yılının Mart ayı başında, yani 18 mart deniz savaşından az önce, kolları sıvamıştı. Deniz harekatına karşı Müstahkem Mevki Komutanı Albay Cevat (Çobanlı), kara harekatına karşı Esat Paşa, yanyana ve omuz omuza çalışmaya başladılar.
Mareşal Sanders de, rakibi General Hamilton gibi, yeni görevini bir
olup bitti halinde öğrenmişti:
“24
Mart günü öğleden sonra geç vakit Enver Paşa telefon ederek benimle konuşmaya
geleceğini bildirdi ve kendisi gelmeden önce büromdan ayrılmamamı rica
etti. Az sonra Enver Paşa göründü ve gelir gelmez de, Çanakkale’de teşkile
karar verdiği Beşinci Ordunun komutanlığını alıp almayacağımı sordu.
Derhal olumlu cevap verdim ve şunu ilave ettim: Oradaki birlikler derhal
takviye edilmelidir, zira artık kaybedecek vakit kalmamıştır.”
Ertesi gün,yani 25 Mart akşamı yeni karargahıma gitmek üzere
vapura bindim ve İstanbul’dan ayrıldım. Ve on ay geçene kadar başkente
dönmedim.
Onun da önünde, Hamilton gibi fazla zaman yoktu. (Düşman kara harekatı 25
Nisan da başladığına göre, ancak bir aylık vakti olmuştu)
Birinci Orduyu arkadaşı Alman Generali Von Der Goltz (von der Golç )
Paşaya devreden Mareşal Sanders, İstanbul’dan hareketle Gelibolu’ya
gelip 25 Mart’ta yeni görevine başladı. Başkomutan Vekili Enver Paşa,
İstanbul’da bulunan 3.Piyade Tümeni ile Beyoğlu Jandarma Alayını da
onun emrine girmek üzere yola çıkarmıştı.
Çıkarmanın birinci öncelikle Saros Körfezine, ikinci öncelikle
Anadolu kıyısına, üçüncü öncelikle Gelibolu Yarımadası’nın
burnuna (Seddülbahir’e) yapılacağını hesap etmekteydi. Sonra Mareşalin
düşüncesine göre, Esat Paşanın yaptığı gibi, kıyıyı kuvvetin çoğu
ile tutup gerideki ihtiyatları zayıf bırakmak doğru değildi. Çünkü
sorumluluk bölgesi Saros Körfezi’nin batısından (Enez’den) Edremit Körfezi’ne
kadar 350 kilometre genişliği bulunmaktaydı. Gerçi bu geniş bölgede önemli
kısım, Gelibolu Yarımadası ile Boğazın Anadolu yakası idi ve bu da
ancak 120 kilometrelik bir genişlikteydi. Ama bu bile fazlaydı. Elindeki
kuvvetin sayısı hem kıyıyı sağlam tutmak hem de geride kuvvetli
ihtiyatlar bulundurmak için yeterli değildi. Ayrıca kıyıya çok kuvvet yığmak,
güçlü düşman donanmasının ateşleri altında, daha savaşın başında
çok kayıp vermeye de neden olurdu.
Bunun için Mareşal Sanders, kıyıları zayıf tutmak, derinlikte
kuvvetli ihtiyatlar bulundurmak düşüncesindeydi. Madem ki düşmanın
nereye çıkacağı belli değildi ve bölge çok genişti, öyleyse en iyi
çözüm yolu buydu. Yani kıyı boyuna yapışıp kalmaktan çok, kuvvetli
ihtiyatlara dayanan “Oynak bir Savunma” yapmak daha iyiydi.
Fakat böyle bir oynak savunmanın,özellikle
Gelibolu Yarımadası’nda önemli bir sakıncası vardı: Arazi ve yol
durumu...
Gerçekten
de Saros Körfezi’nde (Bolayır Berzahı) 4.8 kilometrelik bir genişlikten,
güneyde Anafartalar’da 20 kilometrelik bir genişliğe ulaşan ve bu şekliyle
bir üçgene benzeyen Gelibolu Yarımadası dağlık bir yapıya sahipti.
Sanders’in benzetmesiyle Gelibolu arazisi “yamaçlar, derin boğazlar ve
keskin yarlar ile bölünmüş dağlardan ibaretti.”
Öyleydi ama, Mareşal Sanders’e göre başka çarede yoktu. O da öyle
yaptı ve kıyılarda zayıf, derinlikte kuvvetli olmak esasına göre
birliklerini düzenledi. Hazırlıklar, düşmanın çıkarma harekatına giriştiği
25 Nisan’dan iki hafta önce bitirilmişti. Buna göre:
Beşinci Ordu Komutanı Mareşal Sanders, karargahıyla Gelibolu’daydı.
Emrinde iki kolordu vardı: 3. ve 15. kolordular.
3.Kolordunun üç tümeni vardı:
5.Tümen, Saros bölgesinde. Komutanı
Yarbay Hasan Basri.
7.Tümen, Bolayır bölgesinde. Komutanı
Albay Halil.
9.Tümen, Seddülbahir bölgesinde.
Komutanı Albay Halil Sami.
15.Kolordu Komutanı Alman Generali Weber,
karargahı ile Kalver Çiftliği’nde ve Anadolu yakasını savunmakla yükümlü.
15.Kolordunun iki tümeni bulunuyor:
3.Tümen, Kumkale bölgesinde. Komutanı
Alman Albay Nicolai.
11.Tümen, Beşige bölgesinde. Komutanı
Albay Refet.
Ayrıca doğrudan doğruya Beşinci Ordu Komutanlığına bağlı bir tümen
(19.Tümen), bir süvari tugayı (1.Tugay), bir piyade alayı ve dört
jandarma taburu vardı. 19.Tümen, Yarbay Mustafa Kemal emrinde ve
Eceabat’ta Beşinci Ordu’nun ihtiyatını oluşturuyordu. Süvari Tugayı
ise yine ordu emrinde olarak Saros Körfezi batısında Bulgar hududuna kadar
olan geniş kıyı kesimini gözetlemekteydi. Jandarma taburları da,düşmanın
fazla beklenmediği kıyılar da gözetleme görevi yapmaktaydılar. Beşinci
Ordu’nun asker sayısı 84000 (Müttefiklerin 75000), top sayısı 72 (Müttefiklerin
donanma hariç 140) idi. Türk asker sayısı düşmana nazaran 9000kişi
daha fazla idi ama bu bir sayısal görüntüden ibaretti. Aslında
tarafların savaş gücünü belirleyen, (eğitim ve moral başta olmak üzere)
silahların kalitesi, silah, cephane, araç, gereç bütünlemesi ve özellikle
ağır makinalı tüfek ve topun miktarı idi ve bunlar da düşmandan yana
idi.
“Sahilde
gözetleme görevi ile uyuşmuş Türk birliklerini,durumun gerçeklerine
uygun biçimde hareketli bir hale getirmek için yürüyüşler ve tatbikatlar
çok faydalı oldu.”
Gerektiğinde
birliklerin bir yerden diğerine nakli için limanlarda gemi bulundurduktan başka,
gruplar arasındaki yolları da işçi taburlarını çalıştırarak yapmaya
başlamıştık. Yarımada üzerinde bir baştan ötekine giden kesiksiz bir
yol mevcut değildi. Ekseriya yayaların ve yüklü hayvanların geçebileceği
patikalar vardı, fakat tekerlekli topçunun bunlardan geçmesi mümkün değildi.
Yeni gruplaşma, gece yürüyüşleri ile sağlandı. Bu suretle düşman
uçaklarının keşifleri engellendi. Tehlikeli sahil kesimlerinde sahra
tahkimatını bütün kuvvetimizle ve geceleri pekiştiriyorduk. Engelleme inşaatı
için Türkiye’de hem malzeme hem de araç ve gereç noksandı. O kadar ki,
basılınca patlayan kara mayınları terine torpido başlıklarını ve
dikenli tel engeli olarak da bahçe ve tarla kenarlarındaki telleri kullanmak
zorunda kaldık.
24 Nisan’da Çanakkale’nin Anadolu yakasındaki 11.Tümen ile büyük
bir manevra düzenledim. Burada esas mesele, düşmanın Küçük Beşige
Limanı’na yaptığı varsayılan çıkarmayı önlemekti. Öğleden sonra
Gelibolu’ya döndüm.
25 Nisan sabah saat 05:00den itibaren Gelibolu’daki ordu karargahına,
düşman çıkarmasının yapıldığı veya yapılacağı yolunda raporlar yağmaya
başladı.
Ordu Komutanı Mareşal Sanders, sabah ilk haberlerle beraber, yanına
sadece Yaveri Alman Binbaşı Pirke’yi alarak koşup geldiği Bolayır sırtlarından
(Gelibolu’nun kuzeyi), Saros Körfezi’ndeki düşman gemi grubunu görüyor,
göremediği diğer dört grup hakkında ise ancak kendisine ulaşan
raporlardan bilgi ediniyordu.
“Gözetlemeyi
örtebilecek ve sütre olabilecek tek bir ağaç ve çalının dahi bulunmadığı
Bolayır’ın dar sırtı üstünden Saros Körfezi bütünüyle görünüyordu.
Karşımızda pek yakın olarak düşmanın savaş ve taşıt gemilerinden oluşan
20 kadar tekne sayılabiliyordu. Bazıları yalçın kıyılara yapışık görünecek
kadar ileriye sokulmuş bulunuyordu. Diğerleri ise biraz uzakta veya seyir
halinde idiler. Savaş gemileri bordalarında ateş ve duman görülmekte, bütün
kıyılarla bulunduğumuz tepeler düşman donanma topçusunun mermilerine
hedef olmakta idi.
Bu, unutulmaz bir manzaraydı.”
Sanders, sabahın erken saatinde, daha güneyde Gelibolu Yarımadası’nın
Arıburnu ve Seddülbahir kesimlerine çıkarmanın başladığını
bildiriyordu. Diğer üç bölgede, Anadolu kıyılarında Kumkale ve Beşige
ile şimdi bulunduğu Saros’da henüz bir çıkarma yoktu.
Beri yandan düşmanın kuvveti önceden alınan bilgilere göre
belliydi: Beş tümen veya biraz fazla. Bu kuvvetler beş yerde birden çıkarma
yapamazdı, çünkü böyle yaparsa her yerde zayıf olurdu ve ihtiyatı
kalmazdı. Kuvvetlerinin çoğu ile çıktığı veya çıkacağı yer
neresiydi? Mareşal Sanders’in kafasını bir burgu gibi delen asıl soru
buydu...
Mareşal Sanders, saat 07:30’da İstanbul’a Başkomutanlığa
yolladığı ilk raporunda, düşmanın beş grup halinde harekete geçtiğini,
Arıburnu ve Seddülbahir’e çıkarmanın başladığını haber veriyor ve
Edirne’deki 4.Tümenin acele Gelibolu’ya emrine gönderilmesini istiyordu.
Ayrıca, saat 09:00’a doğru hala düşmanın bir çıkarma girişimi olmadığı
için, Saros’daki 5.Tümenin bir alayının Şarköy’e ve 7.Tümenin bir
piyade taburu
ile bir topçu taburunun Gelibolu’dan deniz yoluyla çıkarma bölgesine
hareketleri için emir veriyordu, ama daha büyük kuvvetler yollamaktan çekiniyordu,
durum henüz tam manasıyla belirgin değildi. Bu sebeple de ordu ihtiyatı
olan Yarbay Mustafa Kemal’in 19.Tümenini hemen kullanmaya hiç niyeti
yoktu. (Halbuki Mustafa Kemal, Mareşal Sanders’e haber verme imkanını
bulamadan bu saatlerde, yani saat 08:00’de bir alayı ile kendisi başta, Arıburnu
çıkarma bölgesine doğru harekete geçmişti bile)
“Anfibi
harekatı (deniz çıkarması) kaygan olur”diyordu. “Düşman
harekatın devamı sırasında beklenmedik yerden vurabilir”di.
Ve özellikle de tüm dikkati Saros’da toplanıyordu.
“Buraya yapılacak bir çıkarma, Yarımadayı en dar yerinden koparıp
Gelibolu Yarımadası’ndaki tüm kuvvetlerin kara bağlantısını keser ve
bu kuvvetleri imhaya sürükleyebilir”di.
Zaten bu sebeple değil midir ki, baştan beri birinci önceliği buraya vermiş,
5. ve 7.Tümenleri bu daracık yere yığmıştı.Yine bu nedenle değil miydi
ki, düşmanın harekete geçtiği haberini duyar duymaz, daha sabahın köründe
doğruca buraya koşmuştu.
Kolordu Komutanı Esat Paşa, Bolayır sırtlarındaki Ordu Komutanı
Sanders’e mesaj üzerine mesaj gönderiyordu: “Takviyeler
gelsin!” Öyle
ya, Saros’daki
5.ve 7.Tümenler kendisine bağlıydı, bunları istiyordu. Ama Sanders, bu tümenlerin
şu sırada savaş alanına gitmesini hiç de doğru bulmuyordu. Onun bütün
dikkati, koşup geldiği ve dürbünü ile izlediği şu Saros açıklarındaki
düşman gemilerindeydi ve ızdırap içinde, kafasını kemiren soruya yanıt
arıyordu: “Seddülbahir
ve Arıburnu’na çıkanlar, düşmanın asıl kuvvetleri midir?
Saat 16:00’ya doğru Mareşal Sanders de, nihayet o azap dolu kuşkularından
kurtulmaya başladı. Görünüşe göre Seddülbahir ve Arıburnu düşmanın
asıl çıkarma bölgeleriydi, çünkü buraya çıkarmalar kesiksiz sürüyordu.
Düşman donanmasının Gelibolu ve Anadolu sahillerinde yeri göğü
inlettiği o 25 Nisan günü koca Ordu Komutanı Mareşal Sanders’i sabahtan
akşama kadar tereddüt içinde kıvrandıran Saros çıkarması sadece bir gösteri
taarruzu idi, aldatmacaydı. Mareşal Sanders’i, daha planlama safhasından
beri birinci öncelikle ve bir saplantı halinde uğraştıran ve iki tümenini
buraya bağlayan Saros Körfezi öyküsü, ancak bu kadar sürmüştü:
Sadece bir gündüz ve bir gece...
Saros’dan 120 kilometre uzakta, Anadolu yakasındaki Beşige’nin öyküsü
de bundan farklı değildi. Bu da bir gösteri çıkarmasıydı. Liman Von
Sanders burada büyük bir askeri hata yaparak 2. ve 5.tümenden bir alayın bölgeye
gönderilmesine razı oldu. İtilaf kuvvetleri bu suretle istedikleri aldatma
etkisini sağlayabildiler.
Kumkale gösterisine gelince...
Mareşal Sanders’in planına göre, diğer yerlerde olduğu gibi
burada da, kıyılar zayıf birliklerle tutulmuştu, asıl kuvvetler toplu
halde gerideydiler. 25 Nisan 1915 Pazar günü Saros, Kumkale, Beşige’de
olanlar birer gösteriydi. Asıl çıkarma, Gelibolu Yarımadası’nda Arıburnu
ve Seddülbahirdeydi.
Kara savunması Mareşal Liman Von Sanders’in komutasındaki
Beşinci Ordu tarafından yapılıyordu ve kuvvetleri yeterli değildi. Beşinci
Ordu’da 26 Mart 1915’te bir komuta değişikliği olmuş ve Esat Paşanın
yerine Mareşal Sanders getirilmişti. Esat Paşa çıkarmanı merkez kesimine
yapılacağını değerlendirmiş ve Çanakkale savunmasını buna göre
planlamıştı. Bu tarihte komutanın yabancı bir ele teslimi ve bu planın
tamamen tersinin uygulanışı cidden çok üzücüdür ve Türk milletine çok
pahalıya mal olmuştur. Mareşal Sanders kuvvetleri üç bölgeye eşit
olarak dağıttı. Asıl savaş hattının kıyıdan geçirilerek düşmanın
karaya ayak basmasını amaçlayan düzen Liman Von Sanders tarafından değiştirilerek
felaketlere sebep oldu. Yeni düzen düşmanın karaya ayak basmasına
müsaade ettikten sonra onu denize dökmekti. 19.Tümen komutanı Miralay
Mustafa Kemal bu düzenin sakıncalarını raporla bildirdi ise de, ordu
komutanı görüşünü değiştirmedi. Komutanın görüşü, normal şartlar
için doğru ise de, Gelibolu Yarımadası’nın Çanakkale Boğazı önünde
ancak 8 kilometrelik bir savunma derinliği vermesi, bölgenin ve 1915 yılında
birliklerin haberleşme donatımların azlığı ve o tarihte ulaştırma ağının
zayıflığı sebebiyle yanlıştı.
Mustafa Kemal kimsenin görmediğini görmüş ve Conkbayırı ile Sarı
Bayır’ın Gelibolu Yarımadası’nın savunması için yaşamsal önemi
olduğunu anlamıştı. Gelibolu’nun savunmasını hazırlayan Liman Von
Sanders Paşa bile bu noktayı gözden kaçırmıştı.
25 Nisan 1915 günü Mareşal Sanders, ilk top sesleriyle
Gelibolu’daki karargahını bırakıp uzaklara gittiği için birlikleriyle
düzgün bir haberleşme de yapamamıştı. Kendisi gibi karargahı
Gelibolu’da olan 3.Kolordu Komutanı Esat Paşanın öğleden evvel
cephaneye gitme önerisini kabul etmesi ve onu yollaması sevap hanesine yazılırdı
ama, kendisinin gittiği Bolayır tepelerinde ertesi günün sabahına kadar
kalmasının haklı bir sebebi de bulunamazdı. Savaşın ilk günü için
Sanders’in harp tarihindeki hanesine hiç de iyi şeyler yazılmayacaktı;
hiç ortada yoktu ki...
Mustafa
Kemal, daha sonra anılarında “Diyebilirim
ki, benim için en kritik durum 26 Nisan günü idi” diye
yazacaktı. Ve gerçekten de haklıydı. Ordu Komutanı Sanders kararında geç
kalmış, değerli saatler kaybedilmişti. Eğer takviyeler bu sabah yetişebilseydi,
hele hele Saros’daki iki tümen gelebilseydi, düşmanı denize dökmek hiç
de zor olmayacaktı.
Artık cephelerde bir durgunluk ve sessizlik başlamıştı. Arıburnu’nda
19 Mayıs’tan beri zaten genellikle bir hareketsizlik vardı. Artık “Hareket
Savaşı” sona ermiş, “Siper Savaşı” başlamıştı. 21-22
Haziran 1915’de yapılan ve “Birinci Kerevizdere Savaşı” adını alan
bu çarpışma sonundaki kayıplar insanı korkutacak kadar fazlaydı.
Savunmada olduğu halde Türklerin daha çok kayıp vermiş olmasını Mareşal
Sanders, Başkomutanlığa gönderdiği 22 Haziran tarihli raporunda şöyle açıklıyordu:
“Düşman
öteden beri ve özellikle son zamanlarda yaptığı taarruzlarda, anlatılamayacak
derecede çok cephane ve az insan harcıyor. Merak nedeniyle, düşmanın bir
dakikada obüs ve gemi toplarıyla 150 mermi attığı sayılmıştır.
Bizse, pek çok insan ve az cephane feda ediyoruz.”
Saros Grubu: Üç tümen ve bir süvari tugayı. Komutanı Albay Feyzi.
Asya Grubu: Üç tümen. Komutanı Mehmet
Ali Paşa.
Kuzey (Arıburnu) Grubu: Dört tümen.
Komutanı Esat Paşa.
Güney (Seddülbahir)
Grubu: Komutanı Vehip Paşa.
Cephede, Batıda 14.Kolordu (iki tümen). Komutanı Alman Generali
Trommer.
Doğuda 5.Kolordu (iki tümen). Komutanı
Albay Fevzi (Çakmak).
İhtiyatta 2.Kolordu (iki tümen). Komutanı Faik Paşa.
Toplam 16 tümen.
Mareşal
Sanders, düşmanın birinci öncelikle Saros Körfezinden çıkacağını
hesap etmekteydi. Hamilton, Gelibolu Yarımadası’nı bu daracık yerden ele
geçirirse, tüm kuvvetlerinin geri ile bağlantısını keser ve onları kuşatarak
imha edebilirdi. Yani, bu boğazı
sıkan düşman onu cansız yere serebilirdi.
Şöyle veya böyle, Mareşal Sanders’in kafasında 25 Nisan’daki
ilk çıkarmada olduğu gibi Saros, yine birinci önceliği taşıyordu ve
üç tümenlik bir süvari tugaylı Albay Fevzi’nin kuvvetlerini bunun için
bu bölgede bulunduruyordu.
Mareşal Sanders, Conkbayırı-Kocaçimen’deki Yarbay Cemil ve
Anafartalar’daki Yarbay Wilmer kuvvetlerini Albay Feyzi’nin emrine verdiğini
ve onun komutasında “Anafartalar Grup Komutanlığı” kurulduğunu söylemişti.
8 Ağustos öğleden
sonra saat 14:00’de tümen komutanlarıyla Çamlıktekke’de buluşan Albay
Feyzi, tümenlerin kolbaşlarıyla Anafarta köylerine ulaşmak üzere
olduklarını öğreniyordu. Durumu öğrenen Mareşal Sanders, Albay
Fevzi’ye öyleyse o gece taarruz edilmesini emretti. 7.Tümen Komutanı
Albay Halil olsun, 12.Tümen Komutanı Yarbay Selahattin Adil olsun,
birliklerin dinlenmesi, hazırlıkların yapılması için ertesi sabahın
beklenmesinin yararlı olacağı düşüncesindeydiler. Albay Fevzi’de aynı
kanıdaydı. Ama Mareşal Sanders, aksi düşüncedeydi. Düşman çıkarması
devam ediyordu ve çıkanlar yerleşmek için zaman buluyorlardı, hemen
taarruz edilmeliydi. Albay Feyzi’nin kararını değiştirmediğini ve
taarruzu ertesi sabaha bıraktığını öğrenen Mareşal Sanders, öfkeye
kapılmıştı. Albay Fevzi’yi derhal (8 Ağustos akşamı) görevden aldı.
Az sonra da saat 21:45’de Ordu Komutanı Mareşal Sanders’in Albay Mustafa
Kemal’i Albay Fevzi’den boşalan “Anafartalar Grup Komutanlığı’na
atadığına dair telefon emri Esat Paşaya ulaşır:
Kuzey
Grup Komutanlığına
Anafartalar
Grubunda emir ve komutayı almak üzere 19.Tümen Komutanı Mustafa Kemal’e
hemen şimdi, Çamlıktekke’ye hareketi için emir buyurunuz.
9 Ağustos günü Türklerindi...
Mustafa Kemal kuzeydeki iki tümeniyle General Stopford komutasındaki
İngiliz kuvvetlerinin taarruzlarını kırıp onları Anafartalar ovasına
atmış, güneydeki üç tümeniyle Anzak taarruzlarını göğüslemiş, Kocaçimen
ve Conkbayırı kesimini kaptırmamıştı. Mustafa Kemal bugün ölümden bir
şans eseri kurtulmuştu. Bir topçu mermi parçası sağ göğsüne isabet
eder. Cep saati parçalanır ve Mustafa Kemal’e bir şey olmaz. Mustafa
Kemal hayatını kurtaran parçalanmış saatini o akşam Ordu Komutanı Mareşal
Liman Von Sanders’e hediye eder. Sanders’ de kendisine, Conkbayırı
zaferi karşılığı olarak kendi ailesinin arması işlenmiş altın saatini
verir. Mustafa Kemal’in saati, daha sonraları Sanders’in Münih’teki
evinin hırsızlar tarafından soyulması sonucu kaybolacaktı.
Sanders’in hediye saati ise şimdi Anıtkabir’deki Atatürk müzesinde
bulunmaktadır.
Sonunda karar verilmişti, yedi ay önce
girilen batağın hiç olmazsa bir kısmından çıkılacak, Kuzey cephesi boşaltılacaktı.
Erleri yüklemiş taşıt tekneleri burunlarını Çanakkale Boğazı açıklarındaki
adalara gitmek üzere güneye çevirmiş uzaklaşıyorlardı. O sabah Müttefik
Çanakkale Cephesi Komutanı General Birdwood sevinçten ellerini ovuştururken,
karşı tarafta Mareşal Sanders başta, Türkler büyük bir şaşkınlık
vardı.
Mareşal Sanders anılarında açık yürekle bunu kabul edecek “Sebebi
ne olursa olsun, biz son dakikaya kadar başarı ile gizlenen bu boşaltma teşebbüsünden
haberdar olamadık” diyecekti.
O sabah saat 08:45’de Mareşal Sanders, Enver Paşaya gönderdiği telgrafta
şöyle diyordu: “Tanrıya
şükür, Gelibolu Yarımadası düşmandan tamamen temizlenmiştir.”
Beşinci Ordu Komutanı Mareşal Liman Von Sanders, 25 Mart 1915’den
beri on ayını geçirdiği Çanakkale Cephesinden karargahıyla birlikte
Uzunköprü üzerinden İstanbul’a hareket ettiğinde tarihler, düşmanın
Seddülbahir’i boşalttığı 9 Ocaktan bir hafta sonrasını, yani 15 Ocak
1916’yı gösteriyordu.
Evet; heyecanlı, telaşlı, üzüntülü, sevinçli, karmakarışık
duygular içinde yaşanan tam on ay geride kalmıştı. O zamanki Türk
ordusunun durumunu Sanders, şöyle anlatmaktadır:
“İstila ordusunun gerisinde bütün dünya kaynakları açık bulunduğu
halde, Türkler harp malzemesi bulabilmek için İngilizlerden ganimet almayı
bekliyorlardı. Kum torbaları çok azdı, kıtalara bu maksatla çuval gönderildiği
zaman, askerler bunu elbiselerini yamamak için kullanıyorlardı.”
Mondros Mütarekesinden
sonra bir süre İstanbul’da gözaltında tutuldu. Alman askerlerinin geri gönderilmesi
çalışmalarını üstlendi ve daha sonra kendisi de Almanya’ya döndü.
Son yıllarını anılarını yazarak geçirdi. Sanders, Mondros Mütarekesi’nin
imzalanmasından (30 Ekim 1918) hemen sonra Türkiye’den ayrıldı. Samimi
bir Türk dostu olarak çalışmış bu Alman Mareşalinin Türk harp
tarihinde seçkin bir yeri vardır. Sanders’in Türkiye ile ilgili iki eseri
vardır. Malta’da savaş suçlusu olarak bulunduğu süre içinde yazdığı
“ Türkiye’de Beş Sene” ve “Millet-i Müselleha”. Liman Von
Sanders, 22 Ağustos 1929’da Münih’te öldü.
-Durumu nasıl görüyorsunuz ve nasıl tedbir düşünüyorsunuz?
Durumu nasıl gördüğümü ve nasıl
tedbirler almak gerektiğini çoktan bütün ilgili olanlara bildirmiştim.
Hepsi cevapsız kalmıştı, dedim ki:
-Durumu
nasıl gördüğümü çoktan size bildirmiştim. Şimdi alınabilecek tek bir
tedbir kalmıştır.
-O
tedbir nedir?
-Bütün
komuta ettiğiniz kuvvetleri emrime veriniz. Tedbir budur.
Alaylı
bir sesle:
-Çok gelmez mi? dedi.
-Az
gelir! dedim.
Telefon kapandı.
8-9 Ağustos gecesi saat 21:50’de kendisine Anafartalar Grubu Kumandanlığına tayin edildiğini bildirdiler. Mustafa Kemal “Gerçi böyle bir sorumluluğu almak basit bir şey değildir. Fakat ben vatanım yok olduktan sonra yaşamamaya karar verdiğim için bu sorumluluğu yüklendim.”
“1.Ordu
Komutanı Liman Paşa ile hemen Alman subayları, Alman ordularının parlak
hareketlerinde bulunamadıklarından pek sıkılıyorlar ve Alman milleti savaşırken
kendilerinin Türkiye’de atıl bir halde kalamayacaklarını açıkça söylüyorlardı.
Liman Paşada gerek kendi duyguları ve gerekse Alman subaylarının müracaatlarının
etkisiyle ve Türkiye’nin de tarafsız kalacağı hakkındaki tahminleri üzerine
İmparatora bir telgraf çekerek, Tüm Alman subaylarının Almanya’ya çağrılmalarını
rica ediyor. Fakat o akşam Goben ve Bresleau’ın Çanakkale Boğazı’ndan
içeri girmesi üzerine kendilerinde bir ümit uyanıyor: Türkleri artık
savaşa sokabiliriz!
İşte bu andan itibaren Liman Von Sanders, Alman Sefiriyle de anlaşarak
siyasi ve askeri etkilerle Osmanlı Hükümetine savaş kararı verdirmeye çalışıyorlar.
İşin sürüncemede kaldığını gören
Almanlar kızıyordu. Liman Paşa tekrar Almanya’ya gitmeye kalkıştı.
Bana bile vortrag’ta
serzenişlerde bulundu: “Sen olsan memleketin savaşırken başka bir
memlekette durur musun?” diye haklı olduğunu göstermek istedi.
25 Ağustos 1914 vortrag’ında Liman Paşa
bana Namur şehrinin ve beş istihkamının dün ele geçirildiği müjdesini
verdi. Kalan dört istihkamında bugün düşmüş olacağını tahmin ederim.
Artık muharebeyi kazanıyoruz Kâzım Bey! diye
coşkun iltifatlarda bulundu.
31 Ağustos haberleri Almanları da bizi de sevinçlere boğmuştu:
Hindenburg’un 29’da kazandığı Tanenberg’deki parlak zaferi, arkasından
Bulov ordusunun 31’de kazandığı Sen Kanter zaferi ve Fransız ordusunun
ricat haberi!
Artık Almanlar kaplarına sığmıyorlardı. Liman Paşa, ordusunun
muharebe kabiliyetini görmek ve göstermek için beraberine İkinci Reis-i
Sani Bahaeddin ve Harekat Şubesi Müdürü İhsan ve kendi şubesi müdürü
İsmet Beyleri alarak 1 Eylül 1914’te Bandırma’daki Kolordunun teftişine
gitti. 2 Eylül akşamı döndüler.
Almanlar bizim savaşa girmeden önce kapitülasyonları kaldırdığımızı
ilan etmemize fena halde kızdılar. 10 Eylül vortrag’ımda bunu Bronsart
ve Liman Paşalara sevinçle söylediğim zaman kısaca soğuk bir yüzle
tebrik ettiler. Liman bugün daha kızgındı. Bir taraftan Marn yenilgisi, diğer
taraftan Polonya’daki çatışmalarda Kafkas kolordularından 17 subay ve
1000 esir alındığı haberlerine çok sinirlendi.
Dudak bükerek dedi ki:
-Kafkas
kuvvetleri cephelerimizde savaşıyor, biz de burada şenlikler içinde
seyrediyoruz. Ne acı talih!..
En güzel tümenlerimizden biri olan bu tümeni 18-19 Mayıs 1915’te
Çanakkale’de Arıburnu’nda Liman Paşanın emriyle İngiliz müstahkem
mevkilerine açıktan saldırttılar. Mevzi muharebelerinin gereklerine
uyulmadan yapılan bu saldırı bu tümeni birkaç saat içinde mahvetti. 9000şehit
ve yaralı verdi. Pek sevgili sınıf arkadaşlarımın da şehitler arasında
bulunması bana iki kat acı verdi.
Liman Paşa hiddetli ve sert bir Almandı. Gerçi Almanların, özellikle
Prusya ve Bavyerallıların hemen hepsi böyledir. Fakat mevki ve rütbesinin
etkisiyle Limanınki farklı bir şeydi. Tatbikat ve manevralarda Alman olsun
Türk olsun gevşeklik ve beceriksizlik gösterenlere karşı hiddetin son
perdesini gösterir ve herkesin içinde fena haşlardı. Bu karakterdeki bir
insanın hayatına suikast haberini, hem de kendi sefirinden almasına rağmen,
bugünkü hali ibret verici bir olaydır.
İngiliz askeri tarihçisi Tuğgeneral Aspinal Oglander’in dediği
gibi “Ordu
komutanı Mareşal Sanders’in, sonraları Türkiye Cumhuriyeti’nin
kurucusu olan Mustafa Kemal’den aldığı ilhamın değerine paha biçmek mümkün
değildir.” Bu kuvvet ve ilham kaldırılınca mareşale sadece o yüce
orduya komuta etmek şerefi kalır demek mübalağalı olmayacaktır.
BİBLİYOGRAFYA
ARTUÇ,
İbrahim, 1915 Çanakkale Savaşı.
ATAY,
Falih Rıfkı, Çankaya.
DANİŞMEND,
İ.Hami, İzahlı Osmanlı Tarihi Kronolojisi, 4.cilt, İstanbul, 1948.
GÖRGÜLÜ,
İsmet, Çanakkale Zaferinin Komuta Kadrosu , Harp Akademisi Yay.
GÖRGÜLÜ,
İsmet, Atatürk’ün Muharebe Emir ve Raporları, Çanakkale, Harp Akademisi
Yayınları.
GÜRTEKİN,
Özdemir, Çanakkale Savaşları ve Savaş Alanında Gezi.
İslam
Ansiklopedisi, Çanakkale mad., 3.cilt.
KARABEKİR,
Kâzım, Birinci Cihan Harbine Nasıl Girdik, 2.cilt.
SANDERS,
Liman von, Türkiye’de Beş Yıl, Dersaadet, 1337.
Türk
Ansiklopedisi, Çanakkale Seferleri mad., 11.cilt.