I.DÜNYA SAVAŞI’NA GİDEN YILLARDA
AVRUPA’NIN ve OSMANLI DEVLETİ’NİN GENEL GÖRÜNÜMÜ
Bu çalışmada sizlere I. Dünya Savaşı başlangıcında Çanakkale Cephesi'nin açılma nedenleri ve İtilaf Devletlerinin Çanakkale Cephesi'nden önce kendi aralarında yaptıkları gizli paylaşımlar ele alınacaktır.
I. Dünya Savaşı bilindiği üzere güçlü devletlerin
kendi aralarındaki çıkar çatışmalarından meydana gelmiştir. Başta İngiltere,
Rusya, Fransa, Almanya gibi devletler sömürge yarışına girmişler, bu amaçla da
Osmanlı Devleti'nin zayıf durumundan yararlanmak istemişlerdir. İngiltere,Fransa
ve Rusya birleşerek Osmanlı Devleti'ni daha savaş başlangıcında kendi aralarında
bir takım parçalara ayırmışlardır. Buna karşılık Almanya da Osmanlı devletini
kendi yanına çekerek hem kendi emellerini gerçekleştirmek, hem de kendine iyi
bir müttefik bulma çabasına girmiştir. Bütün bu sebepler ve devletler arası
gerginlikler Osmanlı’yı da savaşa girmeye zorunlu hale getirmiştir. İngilizler
ve Fransızlar savaş sırasında zor durumda bulunan Rusya’ya yardım ulaştırmak
amacıyla Çanakkale boğazını hedef tutmuşlar, Çanakkale Cephesi'nin açılmasına
neden olmuşlardır. Ancak sonunu bilemeyecekleri bir başarının kurbanı
olmuşlardır. Çanakkale savaşları Türk Tarihine altın harflerle yazılmıştır.
a)
Avrupa’da
Bloklaşmalar Ve Cepheleşmenin Temel Nedeni: Sömürge Yarışı.
1.Üçlü Bağlaşma
(İttifak) ve Üçlü Anlaşma (İtilaf)
İtalya ve Almanya’nın siyasal
birliklerine kavuşup, güçlü birer devlet haline gelmeleri, Avrupa’da
devletlerarası dengeyi temelinden sarsmıştı. Her iki devlet de birliklerini
elde etmek için Avusturya’ya savaş açmışlardı. Fransa ise Almanya karşısında
büyük bir yenilgiye uğramıştı. Birliklerini sağlayan devletler, durumlarını ve
üstünlüklerini sürdürmek amacıyla kendilerine destek arama gereğini
duymuşlardır. Yenilenler ve özellikle Fransa, kaybettiklerini yeniden elde
edebilmek için bir “ öç alma” siyaseti gütmeye başlamıştı. İşte bu karşıt
eğilimler ve yeniden hızlanan sömürgecilik yarışı, çok geçmeden Avrupa’da
devletlerin iki bloka ayrılması sonucunu doğurmuştu.
Üçlü Bağlaşma (İttifak)
Bloklaşmanın kökeninde Alman-Fransız
anlaşmazlığı yatmaktaydı. Alsace-Lorraine ‘i geri almak amacını güden
Fransa izleyeceği yolu öç alma diye adlandırmıştı. Özellikle 1886’da savaş bakanı olan
General Boulanger buna yönelmiş ve Almanya’yı yenebilmek için müttefikler
aramaya koyulmuştu. Öte yandan Alman Başbakanı Otto Von Bismarck Fransa’nın
siyasetine karşı Almanya ile işbirliği yapabilecek devletlere yönelmişti.
Almanya’da siyasal birliğin sağlanmasında
büyük etken olan Germenlik anlayışı ve ruhu ileride Almanların üstün ırk olduğu
iddiasını doğurmuştu.
Fransız -Alman anlaşmazlığına var olan
korumanın ötesinde daha da genişlemek savaşmak eğilimleri de eklenince
devletler arasında birlikler ve bloklaşmalar yeni bir döneme girmiş oluyordu.
Bu konuda da ilk önce davranan Bismarck Almanyası oldu. Alman başbakanı
Fransa’yı dize getirdiğinin hemen ertesinde, yenilenin öç almaya çalışacağını
düşündüğünden yeni imparatorluğa müttefikler aramaya koyulmuştu. O öngördüğü
ittifakı 2 aşamada gerçekleştirecektir. Önce Napoleon Bonaparte Fransa’sına
karşı savaşan eski bağlaşıkları yanına çekmeye çalışacak, bundan umduğu sonucu alamayınca
Rusya’yı dışlayıp İtalya ile birleşecektir. Böylece orta Avrupa’da güçlü bir
birlik doğacaktır.
a)
Üç
İmparator Birliği (1872)
Alman imparatorluğunun ilanından sonra
ilk anlaşma Rusya ve Avusturya ile yapıldı. Bismarck’ın çabaları sonucunda
Alman, Rus ve Avusturya-Macaristan imparatorlukları Berlin’de toplanarak bir
anlaşmaya vardılar. Üç imparator anlaşması (ligi) denen ve yazılı olmayan bu
anlaşmaya göre Avrupa’da Status–Quo (varolan durum) korunacaktı. Bu özellikle
Fransız-Alman sınırı için önemliydi. Ayrıca ihtilalci hareketlere karşı
işbirliği yapılması kararlaştırılmıştı. Barış tehlikeye düştüğünde imparatorlar
aralarında danışıp, ona göre hareket edeceklerdi. Üç imparator biriliği Osmanlı
İmparatorluğu'nu ilgilendiren doğu sorunundaki anlaşmazlıkları birlikte
çözeceklerdi. Daha sonra Rusya bu birlikten çekilmiştir. Birliğin bozulmasına
sebep olan olay, Osmanlı İmparatorluğu üzerindeki çıkar çatışmalarıdır.
b)
Almanya-Avusturya
Savunma Birliği (1879)
Rusya’nın üç imparator birliğinden çekilmesinden sonra iki
devlet kendi aralarında yeni bir
anlaşma yapmıştır. Almanya Fransa’ya karşı güvence bulmuş, Avusturya-Macaristan da Rusya’ya karşı yalnız
kalmamıştı. Bu anlaşmaya göre; Rusya Avusturya’ya saldıracak olursa Almanya ona
yardım edecekti. Bir Almanya-Fransa savaşında Avusturya yalnız kalacaktı. Ancak
Rusya Fransa’ya yardım edecek olursa Avusturya da Almanya’nın yanında
olacaktı.
c)
Üç
İmparator Birliği’nin Yenilenmesi (1881)
Almanya Berlin Kongresi ile Doğu sorununa da ağırlığını
koyunca Rusya, yeniden Almanya’ya yaklaşmak gereğini duymuştu. Böylece 1881’de
Üç İmparator anlaşması yenilenmişti. Bu kez yazılı olarak yapılan anlaşma “3”
yıl için öngörülmüştü. Bir Alman-Fransız savaşında Rusya ile Avusturya-Macaristan
yalnız kalacaklardı. Osmanlı İmparatorluğu boğazlarda bir başka devlete
ayrıcalık tanıyacak olursa, Rusya da boğazlar bölgesinde harekete geçmede
serbest olacaktı. Böyle olduğu halde Balkanlarda çok geçmeden yeni bir Rusya-Avusturya yarışması baş göstermişti. 1885’de Bulgaristan olayları yüzünden bir
bunalım başlayınca da Rusya, süresi gecen anlaşmayı yenilemişti.
d)
Üç Bağlaşma: Almanya, Avusturya –
Macaristan, İtalya (1882)
Üç devleti bir araya getiren son olay Osmanlı
İmparatorluğu’na bağlı bir ülkenin ele geçirilmesi sorunu olmuştur.
1882 Mayısında Almanya – Avusturya – Macaristan ve İtalya
arasında yapılan anlaşmaya göre:
a)
Taraflar birbirine
yönelik ittifaklara girmeyecekler.
b)
Fransa, İtalya’ya
saldıracak olursa öteki iki devlet ona yardım edecek.
c)
Fransa, Almanya’ya
saldıracak olursa İtalya ona yardım edecek ama Avusturya tarafsız kalacaktı.
d)
Taraflardan biri,
kendisinin bir suçu olmadan başka iki
ya da daha çok büyük devletle savaşacak olursa, öteki iki müttefik de savaşa
gireceklerdi.
Üçlü
Anlaşma (İtilaf) Fransa – İngiltere – Rusya (1881 – 1907)
Üçlü bağlaşmanın gerçekleştirilmesiyle Almanya’dan öç almak
isteyen Fransa ittifak karşısında tek başına kalmak tehlikesiyle karşılaştı.Bundan kurtulmak
için kendisine müttefikler bulabilmek çabasını yoğunlaştırmıştı. Ancak 1907’de
son biçimini alan bu anlaşma Üçlü Anlaşma (Entente) adını aldı.
Fransa ile İngiltere, Avrupa’da olduğu gibi, sömürgecilik
alanında da birbirleriyle çekişiyordu. Rusya ile de Akdeniz ve Osmanlı İmparatorluğu’na
ilişkin siyasette öteden beri bir anlaşma sağlanamamıştı. Kırım Savaşı'nda
olduğu gibi 1877-78 savaşı da İngiltere ve Fransa’yı Rusya ile karşı karşıya
getirmişti. İngiltere ile Rusya arasında ise bir başka anlaşmazlık alanı Asya
idi. Hindistan’a egemen olan İngiltere, kuzeye Afganistan’a doğru çıkmaya
çalışırken, Sibirya’yı ve Orta Asya’yı ele geçiren Rusya ise Afganistan üzerinden
güneye, Hindistan’a inme siyasetini güdüyordu. Bütün bu nedenlerle Üçlü Anlaşma
çok güç ve geç gerçekleşebildi.
a)
Fransa-Rusya Bağlaşması (1891 – 1894)
Almanya’nın İtalya’nın Trablusgarp’a yerleşmesini
kabullenmesi Fransa ile Rusya’yı birbirlerine yaklaştırdı. İki taraf da bir
anlaşma yapmak istediklerini 1891’de açıklamışlardı. Ertesi yıl da Genel Kurmay
Başkanları arasında Üçlü bağlaşma devletlerinin saldırılarına karşı bir askeri
sözleşme imzalanmıştı. Ancak bununla ilgili hükümler, hükümetlerce 1894’te
onaylanmıştı.
b)
Fransa
– İngiltere Dostluk Anlaşması (1904)
Fransa aralarındaki
anlaşmazlıklara son vererek İngiltere ile dost olma çabasına düşmüştür. Sonunda
1904’te adına samimi anlaşma (Entante Cordiate) denilen bir iş ve görüş
birliğine varılmıştı. Buna göre
Avrupa’da bir çatışma, bir savaş olursa İngiltere Fransa’yı bir dost olarak
yalnızca siyasal yönden destekleyecek, doğrudan doğruya savaşa girmeyecekti.
Bunun dışında, Fransa Mısır’ı İngiltere’ye bırakıyor, bunun karşılığında Fas’ı
ele geçirme hakkını kazanıyordu. Böylece “dostluk” gene bir Osmanlı ülkesi
Mısır üzerinde pazarlık yapılarak gerçekleşmiştir.
c)
Rusya-İngiltere
Anlaşması (1907)
İngiltere ve Rusya’nın aralarındaki anlaşmazlıkları
gidermeye yönelmelerinde Japonya’nın
Rusya’yı yenip bir güç olarak ortaya çıkması büyük ölçüde etken olmuştu.
Estonya’daki Tallin (Reval) kentinde bir araya gelen taraflar, sömürgeler ve özellikle
Afganistan ve İran konusundaki görüş ayrılıklarına son veren bir anlaşma
imzalamışlardı. (30 Ağustos 1907)
Bununla :
1-
İngiltere Türkistan,
Rusya da Hindistan üzerindeki iddialarından vazgeçiyorlardı. Tibet, Çin toprağı
olarak kabul ediliyordu.
2-
İran taraflar
arasında “2” etkenlik (nüfuz) bölgesine ayrılıyordu. Kuzey İran Rusya’nın,
Güney ve Güneybatı İran ise İngiltere
bölgesi olacaktı. Ülkenin orta bölgeleri ise yansız sayılacaktı.
3-
İngiltere
Afganistan’da üstünlüğünü koruyacaktı, ancak Statusquo’yu korumayı ve Rusya
aleyhine bir durum yaratmamayı da vaat ediyordu.
Rusya ile İngiltere arasındaki bu anlaşma ile Üçlü Anlaşma
tamamlanmış oluyordu. Böylece Avrupa devletleri “2” bloğa ayrılmışlardı. Yani
bir denge sağlanmıştı. “Üçlü İttifak” ve “Üçlü İtilaf” devletleri giderek
silahlanıyorlardı. Bu rakip devletler arasında herhangi bir vesile ile geniş
çapta bir savaşın çıkması bekleniyordu.
Bu genel tablo içerisinde 1. Cihan Harbini hazırlayan diğer
nedenler de şunlardır.
I. Dünya
Harbi arifesinde daha önce de bahsettiğimiz gibi
Almanya’nın kudreti İngiltere’ninkine çok yaklaşmıştı. Münakaşasız bir biçimde
dünyanın 1, kara kuvvetlerine sahip Almanya , İngiltere’ninkinden sonra gelen
bir donanmaya, İngiltere’yi hafifçe geçmeye başlayan bir sanayiye sahipti.
Almanya ile İngiltere ve Fransa arasındaki mesafe tehlikeli bir şekilde
açılmıştı.
Milliyetçilik hareketleri, 19,yy. içinde etkili olduğu
gibi 20.yy.. ilk çeyreğinde de ilişkilerin temelini teşkil etmiştir. İtalya ve
Alman milli birliklerinin kuruluşu Avrupa dengesine yeni bir biçim vermekle
birlikte Balkanlardaki milli duyguları
kamçılamış, Balkanlar 1870’den sonra Avrupa diplomasisinin başlıca müdahale
alanı olmuştur. I. Dünya Savaşı öncesinde Milliyetçilik, bütün dünyada milli
toplumların yalnız cankurtaran simidi değil, ideallerinin gerçekleşmesine de
imkan veren bir akım olmuştur.
Fransa ihtilalinin bir diğer etkisi de, siyasi anlamda
değerlendirilen özgürlük (liberalizm) hareketlerinin devlet sınırlarını da
aşarak milletler arası diplomatik ilişkilere konu olması ile belirmiştir.
Sanayileşmenin 19,
y.y içinde kazanmış olduğu yeni hız ve bunun sonucu olarak gelişen ve
genişleyen sömürgecilik, diplomatik münasebetlerin alanı,Avrupa’nın dar
sınırlarından çıkarak yeni kıtalara,Afrika ve Uzakdoğu’ya yayılır. Ayrıca büyük
devletlerin çıkar çatışmaları ,karşılıklı siyasi rekabete ve uyuşmazlıklara
sebep olmuştur.
1904-1914 devresinde bloklar arasında çatışmalar sürdü.
İtilaf devletleri, bu çatışmalar sırasında ,İtalya’nın bu ittifaka zayıf
bağlarla girmiş olduğunu fark ettiler ve savaşa başladığında ,çeşitli vaatlerle
bu devleti yanlarına çekmeyi başardılar.
Savaş, sömürgeci devletler arasında çıkmıştı ama,sömürgeci
bir güç olmayan,bilakis, emperyalizmin boy hedefi haline gelmiş olan Osmanlı
Devleti de bu savaşa sürüklendi.
b ) Savaş öncesi Osmanlı Asya’ sının bölüşülmesi ve Rus
Bölgesi
Bu bölüşme işinde ilk adım Doğu ve Kuzey-Doğu Anadolu ile
ilgili 29 kanun-u Sani 1329 (8 Şubat 1914 ) günlü Osmanlı-Rus antlaşması ve
onunla sonuçlanan uzun tartışmalardır.
Buna göre büyük devletlerce seçilecek yabancı genel
müfettişten biri o zamanki Erzurum, Trabzon ve Sivas öbürü de Van Bitlis, Harput ve Diyarbakır vilayetlerinde
yönetimi, adaleti, polis ve jandarmayı ve bir ölçüde de orduyu denetleyebilecek
ve kullanabilecekti.
Rus bölgesi halkı askerliği yersel olarak yapacağı ve yemen
gibi uzak yerlere yapılacak seferler için ayrılacak birlikler bu bölgeden de
alınabileceği için Rusya bu yolla tüm Osmanlı devletini de bir bakıma
denetleyebilecekti. Antlaşma Rusya ile yapıldığı için, Rus hükümetine Zimren
(Örtülü) bile olmayan biçimde o koca bölgenin bütün işlerine koşmak yetkisi
vermekteydi. Anılan bölge Erzurum, Erzincan, Ağrı (Karaköse) Rize, Trabzon,
Giresun, Ordu, Gümüşhane, Sivas, Tokat, Amasya, Van, Hakkari (Çölemerik)
,Bingöl (Çapakçur), Siirt, Bitlis, Maraş, Elazığ, Tunceli, Malatya, Adıyaman,
Diyarbakır ve Mardin vilayetlerimizi yani 23 vilayeti içine almaktaydı. Bu
bölgenin Sürmene dolaylarından güneye kadar inen bir şeridine Fransız ekonomik
çıkarları, Mardin ile Diyarbakır bölgesine de Bağdat demiryoluyla ilişkileri
dolayısıyla Alman ekonomik çıkarları
girmekteydi.
Bunlar dışında kalan Rusya’nın payı hem siyasal, hem
ekonomik bakımdan Rus sayılabilir,çünkü orada Rusya’nın istediği dışında
demiryolu yapılmayacaktı.
Fransız Bölgesi
Orta Asya’nın Türk kısmında iki Fransız bölgesi vardı;
Bunlardan biri Karadeniz Ereğilisi – Bolu –Yozgat – Sivas – Diyarbakır – Ergani
– Pekeriç – Trabzon şematik çizgisiyle
Karadeniz kıyıları arasında kalan bölgedir. Bunun bir kolu Bitlis ve Van’a
kadar uzanmaktadır.
Farnsız bölgesinin ekonomik bakımdan Rus siyasal bölgesine
girdiği yerler.
Ana ikinci Fransız bölgesi bu devletin uyruklarınca yapılıp
işletilen ;
a)
İzmir-Manisa-Afyonkarahisar
b) Manisa-Soma-Bandırma c) Bursa-Mudanya demir yollarını besleyen bölge.
Üçüncü Fransız bölgesi Suriye ve Lübnan’ı içine almaktadır.
Ancak Palestin’in bir kısmıyla Mısır’a ait yerlerin bazıları için kesin sınır
çizilememişti. Yani oralar da Fransızlarla İngilizlerle anlaşmazlık
çıkabilirdi.
İngiliz
Bölgesi
Bu bölge Osmanlı Asyasının Türk kısmında
İzmir-Aydın-Afyonkarahisar demiryolunun ekonomik alanıyla
Eğridir,Beyşehir,Burdur, göllerine değin uzanmaktadır.
Bu duruma göre İzmir, Fransız ve İngiltere için ortak bir
liman olacak demektir.
Osmanlının Arap kısmındaki İngiliz bölgesi 31.arz
dairesinin güneyindeki bölgedir ve hemen bütün Arabistan yarımadasını içine
almaktadır. Fırat ve Dicle ırmaklarında öteden beri gemi işletme hakları bulunduğundan bugünkü Irak’ın Basra’nın
kuzeyinde bulunan kısmında demir yolları ile Bağdat ve Basra limanları
Almanların ırmaklarda gemi işletilmesi ve sulama işleri İngilizlerindir. Petrol
%70 İngilizlerindir.
Alman
Bölgesi
İzmit Adapazarı çizgisinin güneyinden musul vilayeti
sınırına değin uzanmakta olup Eskişehir , Kütahya, Afyonkarahisar,
Konya,Kayseri, Adana, Mersin, İskenderun,Maraş, Gaziantep ve Urfa’yı içine
almakta olduğu gibi ekonomik bakımdan yukarıda görüldüğü gibi Rus ve İngiliz
bölgeleri içine de girmektedir.
İtalyan
Bölgesi
Kıyıda Marmaris,Fethiye,Antalya ve Alanya’yı içine almakta ve içeride kızıl kaya ve Akseki’ye kadar uzanmaktadır.
Avusturya
Macaristan bölgesi
Anamur’la Silifke’yi içine alan ufak bir parçadır. Bu devlet sömürgeci olmamakla birlikte bu
genel paylaşmaya katılamamak onuruna dokunduğundan o da çok ufak bir bölge elde
etmiştir. Orası alman payı olacakken onun onaylamasıyla Avusturya – Macaristan
verilmiştir.
Bu
paylaşmanın genel anlamı ve özellikleri:
Balkan savaşlarından önce Osmanlı ülkesinde imtiyazlar
almak için büyük devletler arasında bir çok gerginlikler ve karşıtlıklar
olurdu. Çünkü alınan her imtiyaz onu alan ortaklığın bağlı olduğu devletlerce o
bölgeye atılmış bir kanca gibiydi ve ona orada bir şekilde hak sağlamış
sayılırdı.
Almanların Haydarpaşa limanı imtiyazını almaları
İstanbul’da gözü olan Rusya’yı Bağdat demiryolu imtiyazını elde etmeleri de
Irak’ı Hindistan’ın kapısı sayan İngiltere’yi kuşkulandırıp kızdırmıştı. Bir
takım sızlanmalara yol açmıştı.
Balkan savaşlarından ezik bir durumda çıkmış olan Osmanlı
Devleti’nin her an dağılması olasılığı var sayıldığından büyük devletler bir
takım anlaşmalarla bölgelerini kabataslak bir biçimde olsa da bir birlerine
tanıtmak istemişlerdi. Doğal olarak Alman – Rus ve Alman İngiltere bölgelerinde var olan pürüzleri de yeni
görüşmeleri ve bir takım tavizler gerektirecek şekildeydi, ancak işin büyük
kısmı çözümlenmişti.
Çok kez Bab-ı Ali’de de tanınan bu anlaşmaların özleri büyük
devletin bölgesinde öbür büyük devletlerden hiçbirinin yeniden demiryolu, liman
ve benzeri bayındırlık işleri yapmaya kalkışmayacağı ve kendi uyruklarını bu
yolda desteklemeyeceğiydi. Görünürde bu bölüşme Osmanlı’nın da yararına olarak
rahat bir ekonomik çalışma alanı elde etmek amacını güdüyor ise de gelecekteki
siyasal paylaşmanın temellerini atmaktı.
Doğu ve orta Anadolu’daki Rus payında bu amaç pek açıkça
görüldüğünden işbaşındaki ittihat ve terakki hükümeti Rusya ile imzalanan 8
şubat 1914 günü anlaşmanın niteliğini ve esaslarını hem meclislerden hem de
halktan gizlemişti. Öbür paylardaki tehlike amacının gizlenmesi ise daha
kolaydı çünkü o bölgede Osmanlı yönetimini yıkan ve hatta yaralayan bir yön
açıkça görülmüyordu. Ancak işin gerçek niteliği diplomat ve devlet adamlarının
yazılarından anlaşılır.
Paylaşma
Anlaşmaları Yapanlar ne Diyor?
İngiliz alman bölgelerinin Irak’la ilgili kısmını saptamak
için İngiltere hükümetiyle görüşmelerde bulunmuş olan alman büyükelçisi Prens
Lihnovski şunları yazmaktadır.
“ Bağdat anlaşması denilen anlaşmayı müzakere ediyordum. Gerçektende bu
anlaşma ile güdülen amaç Küçük Asya’yı nüfuz bölgelerine ayırmaktır. Fakat
sultanın haklarına saygı göstermiş olmak için bu deyimin kullanılmamasına son derece dikkat etmem gerekiyordu...”
Fransız – Alman müzakerelerinin Berlin’de cereyan etmiş
olanlarını yöneltmiş olan Fransız Büyük elçisi Dül Kambon 25 eylül 1915’te
kendi Dış İşleri bakanına yazdığı özel bir mektupta şöyle der:
“
....Londra’da, Paris’te, Berlin2de yapılan bütün bu müzakerelerden çıkacak
sonuç şudur.;
1-
Türkiye’nin
ekonomik bakımdan bir dereceye kadar güçlenmesi , ki bizim için son derece
yararlıdır.
2-
Büyük
devletlerin küçük Asya’da gelecekteki paylarının ve bugünkü nüfuz bölgelerinin
hep bir arada ve pek kesin olarak saptanması...
Paylaşma
İçinde Türklük Bakımından En Tehlikeli Devletler
Bunlar hiç şüphesiz Rusya, Almanya ve İtalya idi. Çünkü
bunların nüfuzları biteviye çoğalmakta olup dışarıya taşmaktaydı.
Bu paylaşımların bir özelliği vardı.
Öbür paylaşmacıların bölgelerinde yalnız ekonomik hakları olacak, siyasi ve
yönetimsel etkileri olmayacaktı. Rusya ise orta ve doğu Anadolu halkında
Osmanlı ile yönetim, baysallık, askerlik ve yargı işlerini de içine alan ayrıca
bir anlaşma imzaladığından bunun uygulanış
biçimine biteviye karışmakta kendini yetkili görecek ve Osmanlının
güçsüzlüğü dolayısıyla bu işi alabildiğine ileri götürecekti. Buna göre kesin
paylaşma işi ortaya çıkınca kendi payına esasen siyasal yönden geniş ölçüde el
koymuş, yabancı genel müfettişleri seçilmiş
ve birine de işe başlatmış olan Rusya’nın henüz öyle bir duruma gelmemiş
olan öbür büyük devletlerden, kesin ve edimsel bir paylaşmaya karar verilince
daha fazlasını yani yeni bir şey istenince daha fazlasını yeni yeni bir şeyler
istemesi onun bilinen hırsı dolayısıyla doğal sayılabilirdi.
İstanbul ve boğazlar sorurunda Rusya’ya karşı daima
İngilizlerle Fransızlar dikilmiş olmakla birlikte onların başarılı karşı
koymalarında Avusturya Macaristan İmparatorluğu desteği çok etkili olmuştu.
Kırım seferinde (1854 – 1855) Ayastefanos Anlaşması yerine Berlin anlaşmasının
geçirilmesinde (1878) Trablusgarp savaşı sırasında Rusya’nın savaş gemilerinin
boğazlardan geçirmek hakkını elde etmek isteğinde (1911) Avusturya’nın açıkça
ve edimsel biçimde veya örtülü olarak denizci devletlerin yanında olması Rus’un
yenilgisinde yahut ta gerilemesinde büyük etki yaratmıştır. Çünkü Rusya
denizden Ormanlıyı destekleyen devlet yada devletler karşısında yandan ve balkanlara
inince arkadan Avusturya’nın tehdidi altında bulunmuştu. Buna göre önce
Avusturya – Macaristan’ı çökertmek gerekiyordu.
Rusya’nın Sırbistan’ı bu yola itmiş olması da onun genel
tutumundan anlaşılmaktadır. Rus dış
işleri bakanı Sozonof’un Belgrat’taki elçisine çektiği tel de bu durumu açıkça
gözler önüne sermiştir. Sozonof ‘un Petrograt’da ki ( bugünkü Leningrat) sırp
elçisine onun hükümetine çekmiş olduğu 25 mayıs 1913 günlü tele göre de aynı
kışkırtmalarda bulunmuştur. Bu telde “Sozonof bana yeniden dedi ki ; Biz ilerisi
için çalışmalıyız ve Avusturya’dan toprak alsalıyız”
Esasen bu işin heveslisi olan Sırpların Sozonof’un
öğuütlediği yolda çalışadurmaları Sırp komitecilerin de daha gayrete gelmeleri
doğaldı. Bu kışkırtmaların bir bakıma sonucu savaşın sebebine hazıl olan olayı
doğurmuştu.
Böylelikle birçoklarınca umulduğu gibi genel savaş
çıkmasaydı bu paylaşma tasarılarının uygulanması yoluna gidilecekti.
19,yy içerisinde yukarıda da bahsettiğimiz gibi Osm. İmp. nun
çeşitli alanları büyük devletlyer arasındaki mücadelelere konu olmuştur.
Bu mücadeleleri genel olarak 4 kısma ayırabiliriz.
a)
Boğazlar üzerinde
İngiliz- Rus mücadelesi
b)
Balkanlar üzerinde
Avusturya – Rusya mücadelesi
c)
Mısır üzerinde
İngiliz-Fransız mücadelesi
d)
Osm.
İmparatorluğunun orta doğu topraklarında İngiliz-Alman mücadelesi
A-
Boğazlar Üzerindeki İngiliz Rus Mücadelesi
Rusya’nın Türk boğazlarını ele geçirerek Akdeniz’e inmek
istemesini, İngiltere, Hindistan’la bağlantısını sağlayan imp. yolunun
güvenliği bakımından endişe ile karşılamış ve bunu her vasıta ile önlemeye
çalışmıştır. Rusya açısından ise mesele şuydu: 15,yy’ın sonunda kurulan Rus
Çarlığı başlangıçta tamamen bir kara devleti idi, ve denizde bağlantısı yoktu.
Rus çarlığının denize ulaşabilmesi için iki istikamette topraklarını
genişletmesi gerekiyordu Biri Baltık denizi , diğeri ise Karadeniz’di.
Lakin her iki istikamette de önüne
engeller çıktı. Baltık denizine çıkmamasında İsveç ve Karadeniz’e ulaşmamasında
da Osm. Devletine bağlı Kırım Hanlığı yanı Osm. Devletiydi.
1699 Karlofça Anlaşması ile Azak kalesini alan Rusya ilk
defe olarak Karadeniz kıyılarına ayak basıyordu. İsveç ile yaptığı savaş
sonunda 1721’de imzalanan Ngstid barışı ile de Rusya Baltık kıyılarına çıktı.
Bundan sonra Rusya bütün 18,yy boyunca hem Kafkaslar, hem de balkanlar
doğrultusunda olmak üzere Karadeniz de kıyılarını genişletmiş olan ve
Balkanlarda Osm.-Rus sınırı 1792 Yaş anlaşması ile Tuna’nın kollarında Purut Nehri olmuştur. Böylece bütün Karadeniz
kıyılarını ele geçirmiş olan Rusya’nın 19, yy içindeki çabaları İstanbul ve
Çanakkale boğazlarının ele
geçirilmesine hiç değilse bu boğazların kendisine açık olması amacına yönelmiştir.
Bununla beraber Rusya’nın bu boğazlar politikasına paralel
olarak yürüttüğü diğer bir politika
balkanlar politika olmuştur. Çünkü Rusya balkanları ele geçirdiği ve Osm
devletini balkanlardan çıkarıp balkan yarımadasına hakim olduğu taktirde Ege
denizi ve Akdeniz’e çıkabileceği gibi Boğazlar üzerinde bir baskı imkanı elde
edecekti. Boğazlar Osmanlı Devletinin elindeydi ve egemen bir devlet olarak da Osmanlı Devleti boğazları istediği
devletin savaş gemilerine ve açmaya ve kapatmaya yetkili idi. Osmanlı
Devletinin bu yetkisi İngiltere için zaman zaman hoşlanmadığı durumlar
çıkarmıştır. Mesela Napolyon’un Mısır’ı işgali üzerine Rusya 1798’de Osmanlı
Devleti ile yaptığı ittifak anlaşması ile Rus savaş gemilerinin boğazlardan
serbestçe geçmesi hakkını elde etmiş ve
1805’te yapılan ikinci bir anlaşma ile
de bu hak devam ettirilmiş ayrıca Rusya boğazları başka bir devlete karşı
Osmanlı devleti ile birlikte savunacaktı.
Mehmet Ali isyanında Osmanlı Devletinin sıkışık durumundan
istifade ederek Rusya’nın Osmanlı devletiyle imzaladığı 1833 Hünkar İskelesi
Anlaşması ise gerçekte bir ittifak anlaşması olarak aynı zamanda Rusya’ya
yönelecek bir saldırıya karşı Osmanlı Devleti ‘nin boğazları kapamasını da
öngörmektedir. Fakat diğer Avrupa devletleri bu anlaşmanın boğazları Rusya’ya
açtığı inancında olmuşlardır.
Bu anlaşmalar İngiltere’nin hoşuna gitmemiştir. Bu sebepten
bu tarihten sonra İngiltere barış zamanından başka devletlerin savaş
gemilerinin boğazlardan geçmesi meselesini Osmanlı Devleti’nin yetkisinden
çıkarıp bunu milletlerarası bir statüye bağlamak istemiştir. İngiltere bunu
1841 Boğazlar Sözleşmesi ile muvaffak olmuştur. Bütün Avrupa devletlerinin
imzaladığı sözleşmeye göre; barış zamanında hiçbir yabancı devletin savaş
gemileri boğazlardan geçmeyecekti. Yani Boğazların kapalılığı ilkesi kabul
ediliyordu. Osmanlı devleti savaşa girerse boğazları istediğine açar ve
kapatabilirdi. Bu suretle İngiltere 1841 boğazlar sözleşmesi ile Rus savaş
gemilerinin boğazlardan geçerek Akdeniz’e çıkmasını önlemiş olmaktaydı.
Boğazların bu statüsü 1923 Lozan Boğazlar sözleşmesine kadar devam edecekti.
B)
Balkanlar Üzerindeki Avusturya – Rusya Mücadelesi
Rusya’nın 1870ler den
beri Pancerman bloğuna karşı takibe başladığı Panislavizm politikası
dolayısıyla balkanlardan kuzey-güney doğrultusunda inmeye çalışması balkan
yarımadasında bir Avusturya – Rusya mücadelesini ortaya atmakla beraber öte
yandan Avusturya – Macaristan’ın Bosna Hersek topraklarını alarak Adriyatik
denizine çıkmak istemesi 19.yy. sonlarına doğru kendisini yine Adriyatik
denizine Bosna Hersek üzerinden çıkmak isteyen Sırbistan’da çok şiddteli bir
çatışmanın içine sokuştur. Bu çatışma o kadar şiddetli olmuştur ki 1,Dünya
Savaşı neredeyse 1914 yılında değil 1908 ylyında çıkacaktı. 20
Fahir Armanoğlu a.g.e. s.
C)
Mısır Üzerindeki İngiliz – Fransız Mücadelesi
Üçlü itilafın ikinci halkasını teşkil eden 1904 İngiliz
Fransız anlaşmasını ve bu anlaşmadan önce iki devletin içinde bulunduğu çatışma
ve mücadelelerini açıklarken bu mücadeleyi ve yeteri kadar belirtmiştik. 1904
İngiliz Fransız anlaşması bu iki devletin Mısır üzerindeki mücadelesini sona
erdirmekle kalmamış 1904’den sonra ve özellikle 1, Dünya Savaşından sonra bu
iki devlet Orta Doğu bölgesinde bir sömürgecilik işbirliğine girmişler ve bu
işbirliği 1960lara kadar devam etmiştir.
D)
Osmanlı İmparatorluğunun Orta – Doğu Toprakları Üzerindeki
İngiltere – Almanya Mücadelesi
Bu
mücadele uzun ömürlü olamayıp Osmanlı devleti toprakları üzerinde en kısa
ömürlü büyük devletler mücadelesidir.
2.
BİRİNCİ DÜNYA SAVAŞI VE ÇANAKKALE CEPHESİ
28 Haziran 1914 de Avusturya veliahdı Arşidük François
Ferdinand Sarajevo’da bosnalı bir öğrenci tarafından katledildi. 6 Ağustosta
Fransa,İngiltere, Rusya, Sırbistan, Belçika, Almanya ve Macaristan dört yıldan
fazla sürecek sekiz milyondan fazla insanın hayatına mal olacak ve dünyayı alt
üst edecek bir savaşa girmiş bulunuyordu.
Önem bakımından birbirinden bu derce
farklı iki olay arasında bir sebep sonuç ilişkisi kurmak zor geliyor. Hal bu ki
bu beş hafta boyunca olaylar birbirine sıkı sıkıya zincirlenmiştir.
Savaşa bu ismin verilmesi bütün dünyanın katılmış
olmasından değil “dünyanın merkezi” olarak görülen Avrupa da cereyan etmiş
olmasındandır. Bu savaş aynı zamanda avrupa merkezli dünya siyasetinin de
sonunun başlangıcı olmuştur.
Osmanlı
İmparatorluğunun Harbe Girişi
28 Haziran1914 te Avusturya veliahdına yapılan suikast 1,
Dünya savaşının başlamasına sebep olmuş, İngilizler ellerinde bulundurdukları gemilerin teslimini geciktirmeye başlamışlar ve bir ay
sonra savaşın başlamasıyla gemilere el koyduklarını ve vermeyeceklerini
açıkladılar. Yavuz ve Midilli deki alman askerlerinin parti parti Türk
denizcileriyle değiştirilmekte olduğu söylenerek müttefik devletler oyalanırken
bunlara hiç dokunulmuyor, inadına alman denizcilerden bir irtibat subayı Türk
savaş gemilerine görevlendiriliyordu.
Rusya olsun, İngiltere olsun, Yavuz ve Midilli’nin boğazlar
dışına çıkmasını kabul etmeyeceklerini ve bunları düşman gemisine sayarak
batıracaklarını resmen bildirmişlerdi. Karadeniz’de İstanbul boğazı açıklarında
Rus donanması vardı ve Yavuzla Midillinin
geldikleri günden beri İngiltere ve Fransız savaş gemileri de Çanakkale
boğazı açıklarında bekleyip duruyorlardı. Yani Karadeniz olsun Ege olsun
Osmanlı donanmasına adeta kapanmıştır. Ve her iki boğazın ağzı karşı taraf
donanması tarafında ablukaya alınmış gibiydi. Bu sıralarda Almanya ile Osmanlı
şöyle bir anlaşmaya varır; Anlaşma ve Bağlaşma...
Osmanlı imparatorluğu bu dünya savaşına katılanlar arasında
ilk sırayı almıştı. Saray Bosna suikastını izleyen günlerde bile cemal paşa
aracılığıyla Fransa ile anlaşmaya çalışan hükümet bu girişimlerden bir sonuç
alamayınca Almanya’ya karşı olan eğilim daha güçlenmişti. Başta sadrazam ve
dışişleri bakanı Sait Halim , Harbiye bakanı Enver, İçişleri bakanı Talat ve
Mebuslar başkanı Halil Menteşe zaten Almanya yanlısı olarak tanınıyorlardı.
Avusturya Sırbistan’a karşı savaşa hazırlanırken Osmanlı hükümetine üçlü bağlaşmaya katılmasını önermişti. Bunun
üzerine Almanya ve Avusturya’ya başvurarak anlaşmaya girmek istediğini
bildirmişti. (22 temmuz) Görüşmelere başlayabilmek için Sultan Reşat’tan alınan
25 Temmuz yazısında “ Rusya’nın olası
bir saldırısına karşı Almanya ile bir savunma işbirliğine gireceklerini
belirtmiştir. Bu Osmanlı hükümetini Almanya ile ittifaka yönelten son etkenin
Rus tehdidi olduğunu göstermektedir.
Karşılıklı olan eğilimlerin etkisiyle Almanya’nın Rusya’ya
savaş ilan etmesinden sonra İstanbul daki alman elçisi Baron Von Wangenheim ile
Sadrazam Hakim paşa arasında gizli bir ittifak anlaşması imzalanmıştı. (2
Ağustos 1914) bu anlaşmaya göre:
1-İki devlet Avusturya ile Sırbistan arasında çıkan bir
anlaşmazlıkta tam bir tarafsızlık gösterecekti.
2- Rusya’nın aldığı askeri tedbirler sonucu Avusturya ile
Rusya savaşa tutuşur ve Almanya’da Avusturya nın yardımına gitmek zorunda
kalırsa Osmanlı devleti de savaşa katılacaktı
3- Osmanlı devleti tehdit altında kalırsa Almanya Osmanlı
devletini silahla savunacaktı
4- İttifak 1918 yılı sonuna kadar
devam edecek ve taraflardan biri feshetmezse 5 yıl için yeniden geçerli
olacaktı.
5- Savaş Halinde
Osmanlı kuvvetlerini alman askeri heyeti yönetecek.
Osmanlı hükümeti 2 ağustos 1914 günü “silahlı
Tarafsızlığını” ilan etti ve ertesi günü 3 Ağustos ‘da seferberliğe başladı.
İstanbul’daki yabancı elçilikler ve istihbarat kaynakları bazı kuşkulara rağmen
durumu anlayamamışlar ve bu anlaşmayı öğrenememişlerdir.
Dışarıda savaş tüm şiddetiyle sürüyordu ekim ayı geldiğinde
Ruslar ve İngilizler seferberliklerini tamamladıkları ve cepheye daha fazla
kuvvet yığmaya başladıkları gözlenmekteydi. Yani harbin 3, ayında Almanların
Fransa cephesinde büyük ümitlerle başladığı yıldırım taarruzu Paris
yakınlarında tıkanıp kalmış, doğu da ise sonuç vermeyen ileri gerili
hareketlerle zafer ümidi dahi kaybolmuş gibiydi.
İşte gizli müttefik Osmanlı imparatorluğunu savaşa sokacak
zaman gelmişti. Ve böylece ekim 1914’te Almanların Osmanlı yönetimi üzerindeki
baskıları artmıştı. Türkler verilen sözü yerine getirecek bir an önce savaşa
katılmalıydı. Müttefikler de Osmanlı yönetiminin her geçen gün biraz daha
Almanya safına kaydığı görülüyordu. İki alman gemisinin gelişinden sonra bu
kayma daha da hızlanmıştı.
İngiltere de yapımı biten zırhlıların Türkiye’ye
verilmeyişinin de farkındaydılar. Böylece Osmanlı devleti ekim 1914’te savaşa
girmiştir.Osmanlının savaşa katıldığı sırada esasen karşı yan boğazları açmamız
için baskıda bulunmaya başlamışlardı. Onlar ve bütün dünya bu savaşın aşırı
çapta uzayacağını ve insanlığın buna dayanamayacağı ve en çok bir yılda
biteceği inancındaydılar. Bu inancın gerçekleşmeyeceği 1915 yazında anlaşılmış,
ve bunun üzerine boğazlar birinci derece önem kazanmıştır. Hatta 1914
sonlarında İngiltere de Çanakkale saldırısı düşkünlüğü sırada esasa amaç Rusya
ile kolay bağlantı kurmak olmayıp Osmanlıyı en cana alacak noktasından tehdit
ederek onun Mısır’a kuvvet göndermesini ve daha sonra Sarıkamış vuruşmaları
sırasında Rusya’ya aşırı baskı yapmasını önlemekti. Bu son devlette bağlantı
kurmanın bir ölüm kalım sorunu olduğu 1915 yazında kavranabilmişti.
Osmanlı devletinin cephe durumu ve 1915 yılı gerek Almanya
gerekse Osmanlı devleti savaşa katılırken Rusya ile İngiltere imparatorluğu
içindeki Müslümanları ayaklandırmanın bu iki devlete büyük zorluklar
çıkaracağını ümit etmişlerdi. Halifelik sıfatı ile Osmanlı padişahı Müslümanlık
aleminin dinsel lideri olması dolayısıyla Cihat-ı Mukaddes ilan edeceği bütün
Müslümanlığın Hıristiyanlara karşı ayaklanacağı sanılıyordu. Şeyhülislam 23
kasım 1914’te Cihad-ı Mukaddes ilan ederek kırım, Türkistan, Hindistan,
Afganistan ve Afrika Müslümanlarını İngiltere Fransa ve Rusya ya karşı savaşa
davet etti . Osmanlı devleti Almanlarla birlikte savaş planları yaptı.
Buna göre;
1-
Doğu Anadolu ve Kafkasya üzerinden Rusya ya bir darbe
vurmak
2-
İngiltere nin ona
imparatorluk yolunu kesmek için Süveyş kanalına ve mısır la karşı hareket
geçmek. Bu cephede trablusgarp ve sudan Müslümanlarına güvenilmekteydi.
3-
Ege ve Akdeniz de
İngiliz ve Fransız donanmaları egemen olduğundan Çanakkale’yi korumak için
Trakyada kuvvet bırakılması
Bu Türk alman planına karşılık İngiltere de Osmanlı
devletini hassas noktalardan vurmak için ilk önce güney ırak ta ve ondan sonra
Çanakkale cephesi açılmıştır. Osmanlı devleti daha savaş başında 4 cephede
savaşmak zorunda kaldı.
ÇANAKKALE
CEPHESİ
Cephenin
Açılma Nedenleri:
Çanakkale savaşları hem itilaf hem de ittifak devletleri
açısından önemli bir yere sahip olmuştur.
1914 senesi Kasımından sonra Fransa
da askeri harekatın kilitlendiğini düşünen İngiltere düşmanın güçlü cephesiyle
savaşarak vakit kaybetmektense zayıf olan yerlerinde yeni cepheler açarak
çökertmeyi uygun buluyordu. Bu tanıma en uygun yer ise şüphesiz Çanakkale
boğazı ve İstanbul dur.
İtilaf devletleri Çanakkale
cephesini açmakla neyi hedefliyordu?
Bunun cevabı birbirine bağlı
stratejik hesapları da ortaya koyar. Bu cephenin İngiltere için yararı daha çok
Rusya dan dolayı idi. Ruslar İngiltere ve Fransızların Çanakkale’de savaşıp
boğazları açmak istiyordu. Boğazların zorlanması nedenleri ise şöyledir.
*
Boğazların açılması sağlanırsa
Rusya ile bağlantı kurulabilecek, böylelikle her türlü yardım ve savaş araç
gereçleri gönderilebilecekti.
* Trakya ele geçirilince Almanya'nın balkanlardaki üstün
durumu güneyden gelecek güçler karşısında tehlikeye girebilecekti.
* İtalya ve Romanya gibi müttefik devletlere eğilim
gösteren fakat o zamana kadar tarafsız kalmış devletlerin itilaf devletleri
yanında savaşa girmeleri sağlanabilecekti.
* kuvvetlerin bir bölümü Çanakkale’yi çekmek sorunda
kalacak olan Osmanlı devletinin Kafkaslarda Rusya üzerindeki baskısı
hafifleyecekti.
İpin çekileceği en kestirme yer boğazlardı. Üstelik boğazlar devletin kalbi olan İstanbul’u kapsıyordu.
Churchill “Sıkacaksın Boğazını” diyordu. “bir sıkımlık canı var. Göreceksiniz
donanmamız Çanakkale’n geçip Marmara ya girdiği haberi bile yeterli hem
inanınız bana” diyordu. Churchill bunun için öyle büyük kuvvetlere de gerek yok
birkaç tümen asker ve Akdeniz donanmamız bu iş için yeter.” Aslında Churchill
Türk boğazlarına birden saldırmayı hatırlamış değildi. Avrupa da savaşın
başladığının 2, haftası 19 ağustosta yunan başbakanı Venizelos İngilizlere
onların saffında Çanakkale’ye taarruz
edebileceğini bildirmiş, ve saldırı için ayrıntılı bir plan sunmuştu. Belki de
büyük Britanya’nın hem denizde hem karada işleyen imkanlarına elverişli bir
harekat alanı açmak olacaktı.
Çanakkale cephesinin açılmasına sebep olan diğer hususları
ise şöyle sıralamak mümkündür.
·
Türkiye’nin Süveyş
kanalı ve dolayısıyla Hint denizi yolu üzerindeki baskılarına son vermek.
·
İstanbul’u zapt
ederek Müslüman dünyasını etki altına almak ve halifenin ilan ettiği Cihad-ı
Mukaddesi tesirsiz kılarak İslam dayanışmasını çökertmek.
·
Almanların 1915
baharında yapacağını hesapladıkları büyük taarruz için bu devletin dikkatini
Çanakkale ye çekerek Avrupa cephesinden buraya kuvvet kaydırmalarını sağlamak.
·
Boğazlar ve İstanbul
müttefiklerin eline geçerse Osmanlı devleti için barışı kabullenmekten başka
çare kaymaz ve bu suretle Osmanlı imparatorluğunun açmış olduğu ve
Müttefiklerin açtığı bütün cepheler tasfiye edilmiş olurdu.
Churchill eğer harekatta başarılı olur ve boğazlara
İstanbul ve Ruslar dan önce ele geçirirse barış masasına çok daha avantajlı
olarak oturur ve Ruslar'ın boğazları alması bu sayede önlenebilirdi.
Denizlere egemen olan İngiltere ve Fransa bütün acının kaynaklarından yaralanabilecek
durumdaydılar. Almanya ve Avusturya abluka altında olmakla birlikte alman
sanayisi mucizeler yaratabilecek durumdaydı. Almanya’nın tek umudu bir yandan
Osmanlıya boğazları kapattırarak Rusya yı yarı kötürüm bırakmak ve 1915 yazında
ona yüklenerek onu yutmaktı. Bu olmayınca ona türlü araçlar kullanarak gizlice
İstanbul’u peşkeş çekip İngiltere ve Fransa dan ayırmaktı. Bu konular başarılı
olamayınca kıyasıya savaşıldı.
Lloyd George ve Milloran’ın Türkleri boğazı kapatmakla
savaşı iki yıl uzattıkları yolundaki sözleri onların gerçekleştiremedikleri
tasarıya dayanır.
Aralık 1914 Türk ordularının giriştiği Sarıkamış
harekatından telaşa kapılan Rus Çarı Nicolai İngiltere ye başvurarak Türkiye ye
başvurarak Türkiye’ye karşı karadan veya denizden bir cephe açmalarını
istemiştir.
İşte bu gibi düşünceler çerçevesinde
İngiliz Horla kabinesi
Churchill’in baskısıyla Çanakkale cephesinin açılmasına karar verdi. Ne yazık
ki gerçekleşmesi işi o kadar hafiflik ve anlayışsızlıkla ele alındı ki en feci
acınacak ve çok pahalıya mal olmuş bir sunuca ulaştı.
I. Dünya
Savaşı’nın en önemli
cephelerinden biri olan Çanakkale cephesi İtilaf devletlerine umduğunu
verememiş, onları hayal kırıklığına uğratmıştır. Osmanlıyı kendi çaplarında
bölüp yutmayı planlayan sömürgeci devletler bu savaşta büyük bir yara
almışlardır.
Hedef tuttukları bir çok yere ulaşmalarında
önemli bir yere sahip olan Çanakkale Boğazı düşman kuvvetlerine dar gelmiştir.
Kolay lokma sanılan Osmanlı Devletinin o kadar da kolay teslim olamayacağı
anlaşılmıştır. Osmanlı Devleti 1, Dünya Savaşından yenik çıkmış
olmasına rağmen, İtilaf Devletlerinin ilerideki planlarına birazcık da olsa
set çekmiştir. Ancak tüm çabalara rağmen düşman kuvvetler Osmanlı ve diğer
yerler üzerindeki çıkarcı ve sömürgeci düşüncelerden vazgeçmemiştir.
Sonuç olarak şunu söyleyebiliriz ki
Çanakkale savaşları Türk ve Dünya Tarihinde hiç de küçümsenmeyecek bir
yere sahiptir. Bu savaştaki Türk’ün iman gücü ve yenilmezliği ileride çok
daha büyük başarılarda kendini göstermiştir.
BİBLİYOGRAFYA
ALTINTAŞ, Ahmet :
Belgelerle Çanakkale Savaşları,İstanbul 1997, s.16 –17
ARMAOĞLU, Fahir :
20, Yüzyıl Siyasi Tarihi (1914 – 1980)
ARTUÇ,
İbrahim : 1915
Çanakkale Savaşı (Kastaş Yayınları)
BAYUR, Yusuf Hikmet : 20, Yüzyılda Türklüğün Tarih ve
Acun Siyasası Üzerindeki Etkileri
Anakara 1974 s.
GÜZEL, Abdurrahman : Avustralya Resmi Tarihinde
Gelibolu Çanakkale, Çanakkale 1996
s.3-4-5
LESTIEN, George Roger Care : İki Dünya Savaşı ( 1914 – 1918) ( 1939 –
1945) İstanbul 1966 s.7-56
TANÖR, Bülent : Kurtuluş ( Türkiye 1918 – 1923) İstanbul
1997 s.23
TURAN, Şerafettin : Türk Devrim Tarihi 1, Kitap İmparatorluğun
Çöküşünden Ulusal
Direnişe Ankara 1991 S.21-23-24-25-26-38
YILMAZ,Mustafa –Temuçin
Faik
Ertan-Yusuf Sarınay-
Adil Dağıstan-Derviş Kılıçkaya
Ayten Sezer- Oğuz
Aytepe-
Ayşe Aktaş : Atatürk ve Türkiye Cumhuriyeti Tarihi, Ankara, 1998
s.48 –49
: Çanakkale Savaşları Sebep ve Sonuçları Uluslararası
Sempozyumu Ç.14-17 Mart 1990 Türk Tarih Kurumu Yay. Ankara 1993
Pelin
MERT