Binbaşı
Halis bey1880 yılında Kütahya'nın o zaman bir kazası olan Uşak ta doğmuştur.
Halis Bey Çanakkale den önce, Trablusgarp, Balkan Harbi Çanakkale den sonra
milli mücadelede güney cephesinin Mardin menzil Mıntıka Müfettişliği
hizmetinde bulundu. Bu arada Mardin, Siverek Urfa ve Diyarbakır'da görevler
yaptı. Daha önce tanıştığı Ziya Gökalp'in çıkardığı küçük
Mecmua' da tarihi makale yazdı.
Milli
mücadeleden sonra memleketi olan Kütahya’nın o vakit ki kazası Uşak'a
gitti. Zekiye Hanımla (Zekiye Ataksor) evlendi ve vefatına kadar bu kentimizde
Belediye Mühendisi olarak şehre hizmetlerde bulundu.1925-1933 yılları arasında
Belediye hizmetinde bulunurken Fransa’dan dönmüş olan rahmetli Alaattin
Tiritoğlu ile beraber çalıştı. Alaattin Tiritoğlu'nun Uşak Belediye Reisi
bulunduğu sırada Uşak'ta o vakit için yeni sayılabilecek hizmetlere giriştiler.
Parklandırmak, kanalizasyonları yapmak ve hele henüz Ankara'da başlamak üzere
asfalt işlemlerini Uşak ta daha önce hizmete sokmak bunlar arasındadır.
Alaattin
Tiritoğlu, Halis Bey'e ait hatıralarını anlatırken:
"
Fransa'dan döndüğüm yıllarda Uşak'ta yenilikler yapmayı düşünmüş,
ilk iş olarak da Belediye mühendisinin nasıl
bir adam olduğunu sormakla başlamıştır. Kimliğini sorduğum zaman bana
"emekli bir asker" dediler. Bir emekli ile iş yapılamayacağı endişesi
ile vazifeden affetmeyi düşünerek kendisini çağırttım. Müşekkel bir
adam, bir tevazu ve terbiye örneği içinde karşımda askerce bekledi.Yer gösterip
oturtturduktan sonra konuşmanın bir yerinde " Mühendis Bey Belediyenin
önüne doğru olan yolu Arnavut kaldırım yaparak, dememe kalmadan o terbiyeli
adam hiddetlenerek aynen " Reis bey size teessüf ederim.Siz Avrupa görmüş
insansınız memleketin her sokağını asfaltlamak
düşüncesinde olmadıkça başka reislerden
farkınız ne olabilir demekten
kendini alamadı. Sonraları çok iyi anlaştığımız
ve pek saygı duyduğum bu zatın, gayet güzel, Fransızca bilmeden
benim büyük istifadelerim oldu. Şark ve Garba ait neşriyatı taa o zaman
takip eden Halis Bey bir gün karışıklık yaptığımız bir konuşma sırasında
konunun icabı La Commune
de Paris den söz etti.
Ertesi günü kütüphanesinde Fransızca olan bir kitabı getirip hediye etti;
hala kitap bende bir hatıra olarak durmaktadır. Ömrü harplerde geçmiş bir
askerin böyle kültürü nasıl elde ettiğine hala hayret ederim. Seneler
sonra Kütahya mebusu olarak Meclise girdiğim zaman, Meclisi reisi Nuri
Conker'in Halis Bey'in sık sık sorarak
"Bizim Halis ne alemde" dediğini ve memleketin o devirde yetişmiş
olan güzide evlatlarından birisi olduğunu söylediği
şimdi dahil hatırlarım.
Halis
Bey Farsça, Arapça, Almanca ve Fransızca dillerini biliyordu. Örnekleri bu
kitabın sonunda bulunan Genel Kurmay Başkanlığı’na gönderilen tercümelerden
anlaşılacağı üzere askeri sahalara ait hizmetlerini sivil hayatında da
devam ettirmiştir. Genç yaşta vefat etmemiş olsaydı, belki de telif ve tercüme
eserler vererek memleket kültürüne katkıları olacaktı.
Halis
Bey’in ayrıca daha basılmamış Çanakkale raporunun ikinci cildi,
Trablusgarp Hatıraları, Balkan Harbi Anıları ve Milli Mücadele Mardin ve
Diyarbakır’a ait günlüklerle, Ziya Gökalp’in mektupları da daha basılmamıştır.
Halis
Bey Uşak Belediye Mühendisliğinde bulunduğu yıllarda geceleri dahi imar işleri
ile uğraşıp işçilerin başında çok geç saatlere kadar çalışan Halis
Bey bu sırada zatürre hastalığına tutulmuş, sıhhate kavuşabilmesi için
İstanbul’a Merkez Kumandanı General Halis Bıyıktay tarafından getirilerek
tedavi ettirilmiştir. Dönüşünde Uşak’ta tekrar nükseden hastalığını
maddi imkanlarının da elverişsiz olması yüzünden tedavide güçlük çekmiş,
sıkıntılarını duyan İzmir Valisi Kazım Dirik kendisini davet ederek Halis
Beyi tedavi ettirmek kadirşinaslığını esirgememiştir. Fakat Uşak’a döndüğünde
8.8.1933 yılında 53 yaşında iken hayata gözlerini yummuştur. Halis Beyin
kabri Uşak’ın Bozkırlı mezarlığının bir köşesinde
vaktiyle dövüştüğü üç kıtadaki dağları, tepeleri hatırlatırcasına
bir küçücük tümseğin altındadır.
ÇANAKKALE
SAVAŞI SIRASINDA BİNBAŞI
HALİS BEY’İN ASKERLERİ İLE OLAN İLİŞKİSİ
Muharebenin
tesiri artık bizim taraf için de kendisini göstermeye başladı. Dakikalar
ilerledikçe mücadele bütün manası ile dehşet ve ehemmiyet peydah ediyordu.
Bu sırada tabur kumandanı Uşaklı Halis Bey geliverdi. Saatlerden beri tahammül
edilemeyecek kadar ağır olan yükümün birden üzerimden kalktığını
hissediyorum. Derin derin nefes aldım. Henüz yirmi yaşında bulunan genç bir
zabit vekili için bundan daha büyük bir imdat kuvveti olamazdı. Gittikçe
sararan yüzünden ve bakışlarındaki kuvveti kaybolan gözlerinden bir mana
istiyorum, fakat bunun için çok düşünmeye ve sebep aramaya lüzum kalmadı,
sol kolunun haki kumaşı yavaş yavaş kızarıyor ve parmaklıkların ucuna
kan damarları birikiyordu. Yaralanmışsınız dedim. Şimdi değil sizin bölüğe
gelirken yolda oldu, cevabını verdi. Sıhhiye çavuşu diye seslenebildim.
Beni susturdu ve hemen ilave etti. Asker yaralandığımı duymasın. Savaş anında
Halis beyin yaralı bir şekilde kan kaybederken yapmış olduğu bu davranış
Türk askerinin ne kadar zor şartlar altında Çanakkale Savaşını kazandığının
en açık göstergesidir.
Tedavi
olmayı bile reddeden Halis Bey biraz sonra sesini toklaştırarak şu emri
verdi: “Bulunduğunuz yerden katiyen geri çekilmeyiniz, ancak geriye bu
mevkide hepinizin öldüğünü bildirecek bir haberci gönderebilirsiniz, size
mümkün olduğu kadar takviye göndereceğim” diyerek geriye doğru inmeye başladı.
Tabur kumandanı gözden kaybolurken yüreğimin kanadığını duyuyordum.
Yirmi
yaşındaki zabit vekili Mucip Bey “Sayın Mucip Kemalyeri” Harp hatıraları
raporu sahibi Halis Beyin o anki askerlerden olan ilişkisini böyle anlatıyor.
Halis
Bey daha Arıburnu Muharebelerinde tabur kumandanı olmadan önce Seddülbahir’de
bölük kumandanı iken onun kumandanı altındaki erlerden Gelibolu’nun
Ilgardere köyünden 1299 doğumlu Halil oğlu Ahmet Uzun Seddülbahir’de geçen
olayları anlatırken;
—
Biz iskelede mevzilenmiş iken bir kez iskeleye bir düşman torpidosu
yanaştı, içinden babalarının evindeymiş gibisine rahatlıkla 20-30 kişi
çıktı, meğer düşman neferleri ara sıra buraya çıkarmış; Bölük
kumandanımız Halis Efendi (Ona Kör Halis derlerdi) bize:
—
Buraya mevzilendiniz, vazifeniz hiç kimseyi karaya çıkartmamaktır. Eğer
karaya bir tek düşman neferi çıkarırsanız, hepinizi vururum. Eğer ben de
size bir hile yaparsam siz de beni vurun, dedi.
Yol
boyunca top ve tüfek sesleri kulaklarımıza geldi durdu. Düşman ikinci
taburumuzla boğuşuyordu. Arıburnu’na sırta gelince birden Yüzbaşımız
Halis Efendi ayağından yaralandı. Atından atladı, çok kızgındı.
Hepimizi yere yatırıp süngü taktırdı. Düşman sırtı tırmanmış bize
doğru geliyordu. Hemen ateş açtık, hani biraz daha gecikseydik, bütün sırta
düşman yerleşecekti. Aramızda mesafe gittikçe kapanıyordu. Halis Efendi süngü
hücumu verdi. Allah Allah sesleri ile sırttaki düşmana saldırdık,
birbirimize girdik.
Onun
gerçekten bir ismi daha vardı (Kör Halis). Balkan Harbinde ayağından
vurulduktan sonra gözüne isabet eden bir şarapnel parçasının onda bıraktığı
izin ismidir. Cesur bir askerdi. Fakat daima cesaretini tevazu ile gizler
dururdu. “Tarih konuşuyor” isimli mecmuada ona dair çıkan bir küçük
hatırada, hatıra sahibi kendisinden şöyle bahseder:
“Top
ve mermilerin göz açtırmayacak şekilde üzerimize geldiği bir sırada Halis
Bey’in ayakta duruşu dikkatimi çekti, yanına yaklaşıp;
—
Kumandanım niçin hedef küçültmüyorsunuz<, dediğimde, o askere metanet
vermek için ayakta kalışını tevazu ifade eden şu sözlerle gizlemiştir.
“Nasıl
olsa kalkmayacak mıyız? Bu ağır gövde ile yatmak zor oluyor da onun için
ayaktayım” cevabı ile karşılık verdi.
Binbaşı
Halis Beyin görev ve yetişkinliğine ait hatıralar, nakledenlerin birisi de
Kahraman 27. Alay Kumandanı Şefik Beydir. Miralay Şefik Bey, Binbaşı
Halis’ten bahsederken “çok kıymetli ve seci” tabirini kullanır.
Anafartalar
Grubu emir ve kumandasını almak üzere, hareket eden Mustafa Kemal’in yerine
Miralay Şefik Bey 19. Fırka kumandanlığına tayin edilmiş, Şefik Beyin
yerine de 27. Alay kumandanlığına bu raporların sahibi Binbaşı Halis Bey
getirilmiştir. Böylece Şefik Beyle Halis Bey 27. Alay kumandanlığında
halef selef olmuşlardır.
Mustafa Kemal Paşanın umum Arıburnu kuvvetlerine şamil olan kumandanlığı 4 Mayıs 1331 gününe kadar devam etmiş, bu müddet zarfında cereyan eden vakalar içinde kahramanlık sahneleri var. Bu kahramanlık sahnelerinden biri de Bomba Sırtıdır. “Biz ferdi kahramanlık sahneleri ile meşgul olmuyoruz. Yalnız size Bomba Sırtı Vakasını anlatmadan geçemeyeceğim. Mütekabil siperler arasında mesafe 8 metre yani ölüm muhakkak, muhakkak...birinci siperdekiler onların yerine gidiyor. Fakat ne kadar şayanı gıpta bir itidal ve tevekkül ile biliyor musunuz; öleni görüyor üç dakika sonra öleceğini biliyor, hiç ufak bir fütur bile göstermiyor, sarsılmak yok, okumak bilenler ellerinde Kuran-ı Kerim, bilmeyenler Kelime-i Şahadet çekerek yürüyorlar. Bu Türk askerinin ruh kuvvetini gösteren şayan hayret ve tebrik bir misaldir. Emin olmalısınız ki Çanakkale Muharebesini kazandıran bu büyük ruhtur”.