MUSTAFA KEMAL VE ÇANAKKALE SAVAŞLARI
MUSTAFA KEMAL'İN HAYATI
Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu,
Türk devriminin yaratıcısı ve uygulayıcısı Mustafa Kemal Atatürk 19 Mayıs
1881’de Selanik’te doğdu. Babası Ali Rıza Efendi annesi Hacı Sofu ailesinden
Feyzullah Ağanın kızı Zübeyde
Hanımdı.Küçük yaşta babasını kaybeden Mustafa’yı zeki ve büyük bir Türk
kadını olan Zübeyde Hanım yetiştirdi.İlk öğrenimini Selanik’te Şemsi Efendi
İlköğretim okulunda yaptı.Babasının ölümünden sonra annesiyle beraber köyde
yaşayan dayısının yanına yerleşti. Orada köy hayatı yaşamak zorunda
kaldı.Annesi okul hayatında uzak kalmasına üzülüyordu.Bu nedenle onu teyzesinin
yanında eğitime devam etmesi için Selanik’e yolladı.Okulda bir arkadaşıyla
kavga etmesi üzerine Kaymak Hafız adındaki hocası vücudundan kan gelinceye
kadar dövmüş, babaannesi de onu okuldan almıştı.
Komşuları Binbaşı Kadri Bey’in oğlu Askeri Rüştiyesine gidiyordu. Giydiği
kıyafet Mustafa Kemal’i çok özendiriyordu Subayları gördükçe onlara imreniyor
onlar gibi Rüştiyeye gitmek
istiyordu.Annesi askerlikten koktuğu için askeri okula gitmesini
istemiyordu.Bunun üzerine annesinden gizli olarak Rüştiyeye giderek sınavı verdi.Mustafa
bu okulda en çok matematik dersiyle uğraşıyor ve çok başarılı
oluyordu.Öğretmeninin adı da Mustafa’ydı ve küçük Mustafa’ya senin adın Mustafa
benim de bu böyle olmaz.Bundan böyle senin ki Mustafa Kemal olsun diyor.Bundan
sonra küçük Mustafa, Mustafa Kemal oluyordu.Matematik dersleri Mustafa Kemal’e
çok kolay geliyordu.Hatta bu dalda müzakereci olup ders bile anlatıyordu.Fakat
Fransızca’da geriydi.Fransızca hocası Mustafa Kemal ile ilgileniyor acı
uyarılarda bulunuyordu.Bu uyarılardan rahatsız olan Mustafa Kemal
ilk tatilde Selanik’e geldiğinde Fransız Frerler okuluna devam
ederek idadideki derslerinden daha
ileri derecede Fransızca öğrendi.
Manastır Askeri idadisinde iken
şair Ömer Naci ile tanıştı.Ömer Naci o sıralar şiir yazmaktaydı.Mustafa
Kemal’den okuyacak bir kitap istemiş getirdiği kitapların hiç birini
beğenmemişti.Buna alınan Mustafa Kemal Şiir ve Edebiyata yönelmiş eserler
vermeye başlamıştı.Türkçe öğretmeninin ‘Şiir
seni askerlikten uzaklaştırır.’Uyarısıyla bu isteği içinde kalmış ve bu
merakı Tarih’e yönelmiştir.Napolyon’u çok beğeniyor ve örnek alıyordu.Manastır
Askeri idadisini bitirdikten sonra harp okulunun piyade bölümüne girdi.Harp
okulunu da bitirince Erkan-ı Harbiye’ye girdi.Burada arkadaşlarıyla siyasi fikirlerini
anlatmak amacıyla el yazısı bir dergi çıkarmaya başlamıştı.Bir gün veteriner
dersliğinde gazete faaliyetleriyle meşgul olurken suçüstü yakalanmıştı.Müfettiş
İsmail Paşa sınıfı basarak dersten başka şeylerle uğraştıkları gerekçesiyle
tutuklama emri vermiş, okul müdürünün araya girmesiyle izinsizlik cezasıyla yet
inilmesine karar verilmişti. Mustafa Kemal 11 Ocak 1905’te Harp
Akademisini Kurmay Yüzbaşı olarak 320 kişilik piyade sınıfının 20. likle
bitirmiş,kurmaylık hakkı kazanan 13 subay arasına girmişti.
İstanbul’da kaldığı sürede arkadaşlarından biri adına tuttukları apartman
dairesinde ara sıra toplanıp memleket meselelerini konuşuyorlardı.Aralarına
giren bir ajanın bunları ihbar etmesiyle birkaç arkadaşın ve Mustafa Kemal
tutuklanmıştı.Birkaç arkadaşı itirafta bulunmuş bir müddet tutuklu kaldıktan
sonra serbest bırakılmışlardı.Bir süre sonra Hap Akademisini bitirenleri
Genelkurmaydan çağırdılar.Mustafa Kemal’in arkadaşlarıyla arasında bir örgüt
olduğu düşüncesiyle Şamdaki 30.Süvari Alayına staja gönderdiler.Bu bir nevi
sürgündü. Mustafa Kemal’in staj gördüğü alayın komutanı Lütfi Bey idi.Bu
komutanla Dürzü ayaklanması sırasında ahbap olmuştu.Lütfi Bey onu diğer
arkadaşlarıyla da tanıştırdı.Bunlar 2.
Abdülhamit yönetimine karşı bir örgüt kurmak istemiş fakat
başaramamışlardır. Mustafa Kemal’le beraber 1906 Ekimi gecesi Tüccar
Mustafa’nın evinde Vatan ve Hürriyet derneğini kurdular.Suriye ve yöresinde
örgütlenmeyi sağlamak Mustafa Kemal’in göreviydi.Beyrut, Yafa ve Kudüs’e
giderek örgütlenmeyi sağladı.Vatan ve Hürriyet cemiyetinin bir şubesini de
Selanik’te kurdular.Bir süre topçu stajı yapmak için Şam’a gönderilen Mustafa
Kemal staj sonrası Kolağası ( Kıdemli Yüzbaşı) oldu.Şamdaki ordu Kurmay
heyetine atandı.( 20 Haziran 1907) Mustafa Kemal’in ayrılmasından sonra Vatan
ve Hürriyet derneği Selanik’te gelişme gösteremedi.O sıralarda ittihak ve
terakki kurulmuştu.Dr. Nazım’ın aracılığıyla iki dernek ittihak ve terakki adı
altında birleşti.(1907) Dr. Nazım ve diğer arkadaşlarının ısrarıyla 29 Ekim de ittihak ve terakki derneğine
girdi.Derneğin Makedonya örgütlenme çalışmalarına yardımcı oldu.22 Haziran 1908
de kendisine ek görev olarak Selanik – Üsküp demir yolu müfettişliği görevi
verildi.Selanik ve Üsküp demir yolu üzerindeki şehir ve garnizonlara derneğin
şubelerini açtı ve gelişmesi için
çalıştı.
İttihat ve terakki derneği 1876 Anayasasının geri
getirilmesini isteyen bir bildiri yayınladı.İstanbul derneğin isteğini kabule
mecbur oldu.1908 de 2. Meşrutiyet ilan oldu.Mustafa Kemal meşrutiyeti ilan
etmekle işin bitmediğini söyleyerek köklü reformlar yapılması gerektiğini bunun
içinde İttihat ve Terakki’nin siyasal parti niteliği almasını, ordunun kesin
olarak siyasetten çekilmesini şart görüyordu.Bunun için İttihat ve
Terakkicilerle arasında bu noktada görüş ayrılığı ortaya çıktı.Bu sırada
Trablusgarp’ta Meşrutiyet idaresine karşı bir ayaklanma hareketi baş
gösterdi.İttihatçılar bunu fırsat bilerek Mustafa Kemal’i Selanik’ten
uzaklaştırıp Trablus’a gönderdiler.Mustafa Kemal karşılaştıkları tüm güçlüklere
rağmen hareketi kan dökmeden bastırdı.Selanik’e 2. Redif tümeni Kurmay başkanı
olarak döndü. (13 Ocak 1909)
2.Meşrutiyete rağmen ittihatçılar
İstanbul’a tam manasıyla hakim olmadılar.Dernek içinde de ayrılıklar baş
gösterdi.(13 Nisan 1909) 31 Mart’ta İstanbul’da rejime karşı bir ayaklanma
oldu.Bu hareketi bastırmak üzere İstanbul’a yürümeye karar verdi. Hareket
ordusunu kurdu.Kurmay başkanlığını üstlendi.
31 Mart olayından sonra yani ittihak ve terakkicilerin 2. Abdülhamit’i
tahttan indirmesinden sonra Selanik’e döndü.
Mustafa Kemal’in Selanik’teki çalışmalarından hoşnut olmayan 3. ordu
komutanı, kendisini Selanik’ten uzaklaştırmak için Genelkurmay başkanlığında
bir göreve atanmasını sağladı.Bu atamadan pek az sonra 13 Eylül 1911 de
İtalyanlar Trablusgarp’a saldırdı.Mustafa Kemal Trablusgarp’a giderek
İtalyanlarla savaşmaya karar verdi.Devrin genç subaylarından Fethi Okyar ,
Enver Paşa ve başka subaylarda Trablusgarp’a gitti.Mahmut Şevket Paşa
İngilizlerin kendilerini Mısır’dan geçirmeyeceğini söylese de Mustafa Kemal’in
direnişine engel olamadı.16 Ekim 1911 de Tobruk a gitti.Ethem Paşanın
kurmaylığını üstüne aldı.9 Ocak 1912 de Mustafa Kemal’in idaresinde yapılan
Tobruk muhaberesinde başarılı olundu.Mustafa Kemal Trablusgarp’ta iken
Balkanlarda savaş patlak verdi.Savaş haberini alır almaz derhal görev almak
istedi.İstanbul’a dönmek üzereyken Komonova yenilgisini, Selanik’in
düştüğünü,Bulgarların Çatalca önlerine geldiğini öğrenerek büyük üzüntü
yaşadı.Türk ordularının bu kadar kolay yenileceğine inanmıyordu.Romanya
üzerinden İstanbul’a geldi’’Akdeniz Boğazı Kuva-i Mürettebesi ‘’harekat
müdürlüğüne atandı.Bu birliğin kurmay başkanı Fethi Beyle Bulgarlara saldırarak
Trakya ve Edirne’nin kurtarılması hakkındaki önerisi çok önemlidir.
Kolordu Kurmay başkanı Fethi Bey
askerlikten çekildi.İttihak ve Terakki genel sekreteri oldu. Yerine Mustafa
Kemal geçti ve Edirne’nin kurtarılması hareketine katıldı. (22 Temmuz1913 )
27 Ekim 1973 de Fethi Okyar Sofya Elçiliğine M. Kemal’de Sofya askeri
ataşeliğine gönderildi.Burada M. Kemal vatanperver faaliyetler yürüttü.
Enver
Paşa Yarbaylıkta Tümgenareliğe yükselerek harbiye nazırı oldu.M. Kemal’in
askerlik ve komutanlık niteliklerini yakından bilmesine rağmen aralarında
öteden beri süren rekabet yüzünden M. Kemal’e faal bir görev vermedi.Sadece
Mart 1914 de Onu yarbaylığa yükseltti.
I.DÜNYA SAVAŞI ÇANAKKALE CEPHESİ VE
MUSTAFA KEMAL
28 Haziran 1914’te Avusturya
veliahdı arşidük Ferdinand Saraybosna’da bir Sırplı tarafından öldürülmüş,
bundan bir ay sonra Avusturya-Sırbistan savaşı başlamıştı.Bu I. Dünya savaşının
başlaması demekti.M. Kemal savaşa Almanya’yla beraber girilmesine
karşıydı.Almanya savaşı kazanırsa Osmanlı onun uydusu olacak,kaybederse Osmanlı
her şeyini kaybedecekti.Ona göre devlet tarafsız kalıp kuvvetlenmeye
bakmalıydı.Enver Paşa ise bu düşüncenin tam zıddını savunuyordu.Nitekim onun
istediği oldu.Osm. savaşa girdi.bu sırada Batılı müttefikler Almanya karşısında
zor duruma düşen Rusya’ya yardım ulaştırabilmek için Çanakkale Boğazını zorla
geçmeye karar verdiler.Rus donanması bir çok defa boğazın dış tabyalarını
bombardıman etmişti.Bir çıkarma işleminin gün geçtikçe yaklaştığı anlaşılıyordu
Mustafa Kemal’in
Çanakkale savaşlarına başlaması bu savaşın ilk günlerinde başlar.1 Ekim’de
Boğaz resmen kapatıldı.19 Şubat 1915’te
düşmanın ilk taarruzu başladı.Mustafa Kemal’in 19. Tümen Karargahı
Eceabat’a nakledildi.Şubat sonunda M. Kemal birliklerini kıyılara
yerleştirmiştir.5 Mart’ta tümen karargahına gelen Boğaz Komutanı Cevat
Paşa’ya (Çobanlı) kendi tümeninin
Seddülbahir sahil tertibatını
gösterirken düşmen gemilerinin ateşine maruz kalmışlardı. Bölgenin korunmasından sorumla
26. alay M. Kemal’in talimatı ile düşmanı mağlup etti.Bu muhaberelerin kara
tarafı M. Kemal’in üzerinde idi.İngiliz ve Fransızların deniz
mağlubiyetlerinden sonra vazgeçmeyeceklerini bilen M. Kemal,kıyıya adam
çıkaracakları düşüncesiyle maiyetindeki birliklere uyanık olmaları emrini
verdi.Gerekli yerlere müracaat edip kuvvetlerini arttırıyordu.O bölge
kumandanlığına Halim Sami Bey’in atanmasıyla, Yarbay M. Kemal “genel yedek”
olarak kalmıştı.M. Kemal’in tümeninden bir alay Çanakkale’ye geçmişse de geri
çevrilmiş.Bunun üzerine o da bütün tümeni Bigalı köyünde toplayarak,talim ve
terbiye ediyordu.18 Mart’tan 25 Nisan’a kadar
zaman,düşmanın keşif ve oyalama hareketleriyle geçer.Düşman Boğazın geçilemeyeceğini anlayıp,yarımadanın Avrupa
kıyılarına asker çıkarma planlarını tamamladı.25 Nisan’da ise önce yarım ada
ile Trakya arasındaki Saros körfezine ve Boğaz ağzındaki Anadolu köşesine
şaşırtma çıkarmaları yaparlar.26 Nisan’da,Rumeli tarafı giriş noktasında(Seddil
Bahir) çıkartma başlar,Bu çıkartma Ege Denizine bakan Kabatepe ve Arıburnu
kıyılarındaki çıkartmalarla hedefini belli eder.O günden itibaren de kara
harpleri başlamış demektir.Mustafa Kemal bu savaşların tam içinde,Arıburnu
cephesindedir.
Bu topraklardaki savaşlar bir meydan harbi değildir.Bir harekat harbi
değildir.Bu savaşlar birer avuç denebilecek dar topraklar üzerinde binlerce,on
binlerce,yüz binlerce insanın kucak kucağa,boğaz boğaza gırtlaklaşmasıdır.
Halil Sami
Bey’den gelen bir raporla düşmanın Arıburnu sırtlarına çıktığı
anlaşılıyor.Mustafa Kemal’den taburunu adı geçen düşmana karşı sevk etmesi
isteniyordu.Daha önce tahmin ettiği gibi düşmanın Kabatepe’ye karaya çıkma
girişimi başlıyordu.Bu işle mücadelenin zor olacağını bildiği için bütün
tümeniyle düşmana yaklaşmayı düşündü.Emrindeki tüm kuvvetleri derhal hazır bulunarak
emir almaları için yanına çağırdı.Bigalı deresi boyunca alayı Kocaçimen
Tepesi’ne doğrulttu.Yaya olarak Conkbayırına vardılar.
Osmanlı Hükümeti ve Genelkurmayın Ege denizinden gelecek bir
saldırıya hazırlıklı olmadığı bir gerçektir.Onun içindir ki Gelibolu karaları
Ege Denizine karşı tamamen açık bulunuyordu.Bu
tertipsizliğin,yolsuzluğun,muharebe şebekelerinden yoksun oluşun, Çanakkale
savaşlarında,Türk ordusuna çok pahalıya mal olduğu hakikattir.Kocaçimen’e 57.
alayını bizzat sevk ederek ulaştıran M. Kemal’in ilk gördüğü manzara pek fikir
verici değildir.Düşmanın çıkartma yeri Arıburnu ölü zaviyededir.Yani
Kocaçimen’den görülmez.Bunun üzerine bin
bir güçlükle Conkbayırına ulaşır
Bu esnada Conkbayırının güneyindeki 261 rakımlı tepeden sahil
gözetlemesine memur bir müfreze efradının,Conkbayırına doğru kaçmakta olduğunu
gösteren M. Kemal ile arasında şu konuşma geçer:
-Niçin
kaçıyorsunuz?dedim
-Efendim
düşman!dediler
-Nerede?
-İşte,diye
261 rakımlı tepeyi gösterdiler.
Hakikaten düşman tepeye serbestçe yaklaşmaktadır.Mustafa Kemal’in
ise elinde kuvveti yoktur.Düşman ona Kocaçimen’deki askerinden daha
yakındır.Derhal karar verir. “Bu kararı kendisi bir mantıki muhakeme veya sev
kitabi olarak değerlendirir.”İşte bu karar savaşın gidişatını değiştirir.
-Düşmandan
kaçılmaz der
-Cephanemiz
yok diyen askere.
-Süngünüz
var ya...dedi ve sonrasını şöyle anlatır:
Bağırarak
bunlara süngü taktırdım.Yere yatırdım.Aynı zamanda Conkbayırına ilerlemekte
olan piyade alayı ve cebel bataryasının “marş marşla” benim bulunduğum yerdeki
emir zabitini onları çağırmaları için geriye saldırdım.Bu efrat süngü takıp
yere yatınca düşman efradı da yere yattı.Kazandığımız an bu andır.
-Düşününüz,işte
bu bir andı.
Conk bayırından harekatı idare eder,sağ sol birliklerle irtibat
kurmaya çalışır,taarruz ilerlemektedir.Bu harekatı anlatırken sözleri
şuydu:”Herkes öldürmek ve ölmek için düşmana atılmıştı.”
Ya öldürmek ya ölmek!Zaten bu verilmiş bir emirdir.Aslı şöyledir:-Size
taarruzu emretmiyorum ölmeyi emrediyorum.
Biz ölünceye kadar geçecek zaman içinde başka kuvvetler ve komutanlar
olabilir...”Kumandan işte böyle bir anda böyle bir emri verebilen insandır.”
Neticede düşmana saldırıldı.Boğuşuldu.Düşman dayanamayıp geri
çekildi.Sahile kadar gerileyerek orada tutunabildi.Arıburnu cephesi işte böyle
açıldı.
25/26 Nisan 1915 gecesi 5 İngiliz tümeni yeniden Arıburnu'na çıkarma
yapar.Bu bir küçük ordudur.Halbuki bizim kuvvetlerimiz
yetersizdir.Ayaklarındaki çarıkları dökülmüş,yiyecekleri kıt,yolları
yoktur.Muharebe şebekesi iyi kurulamamıştır.Mustafa kemal her türlü olumsuzluğa
rağmen emrindeki birliklerle sonuna kadar mücadele etmiş,26 Nisan günü savaş
neticesini mağlup olmuyoruz şeklinde bildirmiştir.27 Nisan’da 2 alay daha
takviye ederler.Verdiği emir aynıdır.O günkü harekatı yönettiği tepeye
Kemalyeri adı verilmiştir.
Kemalyerindeki Mustafa Kemal Artık dünyanın en kudretli
imparatorluğunun,Türk topraklarına kustuğu sonu gelmez insan ve ateş kudretiyle
boğuşmuş kendini denemiştir.Kendine güvenen ve yenilmeyeceğine inanan bir genç
ve güzel insandır.Kemalyeri’nden sağ kanattaki bir çok düşman askerinin
ellerini kaldırıp,beyaz mendiller sallayarak kendi erlerine teslim oluşunu
seyreder.Ama düşmanın asker çıkarması durmaz devam eder.29 Nisan gene
çarpışmalarla geçer.Herkes bulunduğu toprağa,taşa elleri,ayakları,tırnaklarıyla
sarılmıştır.Gene de herkesin çabası karşısındakinin yapıştığı toprağı onun
elinden almaktır.Onu ya öldürmek ya atmaktır.
Churchill hatıratında Türklerin mücadelesini şöyle özetler:
“Türkler
bu daracık geçit başında sıkı bir savunmaya girişmişlerdi.Canlarını veriyorlar
fakat vatan toprağından karış vermiyorlardı.
30 Nisan!da bir kumandanlar toplantısı yapılır.Mustafa Kemal şöyle der: “Bire
kadar hepimiz ölerek düşmanı mutlaka denize dökmemiz lazımdır.”İçimizde ve
askerlerimizde,Balkan harbi utancını tekrar görmektense ölmeyecek
yoktur.Böyleleri varsa kendi elimizle kurşuna dizelim.
Yarımadanın en dar ve en tehlikeli
noktası olan Arıburnu cephesinin gerisinde bizim 19. tümenimiz ihtiyatta
bulunuyordu.Bunun komutanı genç yarbay Mustafa Kemal idi.Karaya çıkarmayı ve
arz ettiği tehlikeyi hissedince kendiliğinden harekete geçti.Tümenin düşmanın
eline geçmesi çok tehlikeli bir durum doğuracak olan Kocaçimen tepesi
istikametine sevk etti. Bizzat kendisi 57. Alayın başında bu tepenin en
şiddetli noktasına yaklaştığı zaman Anzak kolordularının öncüleri tepeye
ulaşmışlardı.Kısa bir müddet boğazın en dar noktasını seyredebildiler.Sonra 57.
alayın şiddetli bir taaruzuyla geri atıldılar.Çıktıkları sahile sürüldüler ve
deniz filosunun himayesine tutunabildiler.Bu hareketiyle Genç Mustafa Kemal
boğazı 1. defa kurtarmış oldu.Ya
57. Alay?57. Alay başka türlü bir Alaydı.57. Alaydan Gök kubbeye baki kalan bir
hoş sedaydı.57.Alay Çanakkale harbinde tamamen şehit oldu...
Ama nasıl olur da Balkanlar’da bir
nefeste bir vilayeti bırakıp dağılanlar,bugün burada hem de dünyanın en
kudretli imparatorluğunun birlikleri karşısında bir karış torak için bir alayın
kanını bir nefeste kurban ederler...Evet bunda bir mucize vardı.Bir kumandan
mucizesi.Mustafa Kemal artık 19. Tümen komutanı değildir.Arıburnu ve Ağıl dere
Cepheleri Kumandanı Mustafa Kemal’dir.
M. Kemal Arıburnu çevresinde savaşlarını yaparken onun sağındaki
Anafartalar Cephesi de ateş içindedir.Sol kanattaki Conkbayırını ise gece
gündüz endişe ile takip eder.Cephelerin bazıları birbirine karışmış,kumanda
karışıklığı ortaya çıkmıştı.Bilhassa Conkbayırı böyleydi.9 Ağustos’ta kumanda
karışıklığı son haddine varmış,savaş ise zirve noktasındadır.Düşman denizden durmadan
çıkarma yapar,karaya durmadan birlikler kusar.Türk Ordusu karargahın son gücünü
da cepheye yollamaktadır.Mustafa Kemal bu cephe kargaşasını düzeltmesi
gerektiğini bilir.Yoksa tehlike vardır...
Mustafa Kemal bu durumun düzeltilmesi için
ordu kumandanına açık ve kesin olarak mevcut kuvvetlerin kendi kumandasına
verilmesini isteyerek böyle büyük bir sorumluluktan çekinmemiştir;ve
“sorumluluk ölümden ağırdır” sözünü söylemiştir. Ordu karargahtan gelen emirle Anafartalar Grup Komutanlığına
tayin edilmiştir.10 Ağustosta Taarruza geçmesi emredilmiştir.Çanakkale harbinin
en büyük ve en kanlı taarruzu için harekete geçti.Düşmanı ani ve şiddetli bir
baskınla yenmek istiyordu.Bu işte kuvvetten çok karar vardır.Her türlü
olumsuzluğa rağmen verdiği karar şudur.Düşman yenilecek ve mahvedilecekti.
Mustafa
Kemal hücum anını şöyle anlatır:
“Bütün askerler,zabitler her şeyi
unutmuşlar,başkalarının kalplerini verilecek işarete bağlamışlardı.Süngüleri ve
bir ayakları ileri uzatılmış olan askerlerimiz,onların önlerinde ellerinde
tabancaları,kılıçları,zabitlerimiz kırbacımın aşağı inmesiyle demirden bir
kitle halinde aslanca bir saldırışla ileriye atıldılar.Bir saniye sonra
düşmanın siperlerinde gökleri dolduran Allah Allah!uğultularından başka bir şey
işitilmiyordu.Düşman silah kullanmaya vakit bulamadı.Boğaz boğaza kahramanca
bir boğuşma sonunda birinci hattaki düşman kamilen imha edildi.Mustafa Kemal;bu
muhaberede hücuma kalkarken askerlerden okuma bilenlerin Kuran-ı Kerimi
göğüslerine basarak,bilmeyenlerin kelime-i şahadet getirerek ve hemen hepsinin
de iki üç dakika sonra öleceklerini bilerek,nasıl titremeden,irkilmeden ileri
atıldıklarını anlatır. “Emin olmalısınız ki,Çanakkale muhaberesini kazandıran
bu yüksek ruhtur”demiştir. 10 Ağustos Conkbayırı Savaşı o gün, Mustafa
Kemal’in askerlerinin başarısıyla böyle bitmiştir.M. Kemal Çanakkale
Muhabereleri denilen destanın ortasında işte bu zafer halesiyle görülür.Yaklaşık 8 aylık Çanakkale
savaşlarında Türk askeri cesur,akıllı ve ortak bir komutanın idaresinde neler
yapmaya gücü yettiğini göstermiştir.Bilhassa anafartalar savaşında(7-8 Ağustos
1915) yarbay olan M. Kemal’in askere “taarruzu değil ölmeyi emretmesi” savaşın
kaderini etkilemiştir.Churchill’in kaderin adamı olarak tanıdığı Mustafa Kemal
Conkbayırı ve Kocaçimen’de
ilerleyen,Anzak Ordusunu geri çekilmeye zorlayarak işgal edilen
noktaları kurtarmıştır.19. Tümen ve 57. Alayı merkezden emir beklemeden kendi
inisiyatifiyle cepheye sürmüş,Çanakkale cephesinin düşmesini
engellemiş,Boğazları kurtarmıştır.Savaşlar İngilizlerin 19/20 Aralıkta Arıburnu
ve Anafartalar’ı 8/9 Ocak Seddülbahri boşaltmasıyla sona ermiştir. Çanakkale Muharebesi bize bir çok muvaffakiyetten mada bir de
Mustafa Kemal kazandırmıştı.Osmanlı tarihinin en şerefli sahifesini işgal
edeceğine hiç şüphe olmayan Çanakkale muvaffakiyeti Orada çarpışan Türklük
ruhunu,Türklük fedakarlığını ispat ettiği gibi büyük bir kahramana malik
olduğumuzu gösterdi.Çanakkale
zaferi Türk kahramanlık destanıydı.Türk askeri ne demektir?Bunu cihan
Çanakkale’de bir daha tanıdı.Düşman çok kuvvetli,bol silahlı ve çok zengin bir
milletti.Ona rağmen Türk askeri süngüsüne dayanarak,düşmanı siperlerine
mıhladı.Düşmanı tek adım ileri attırmadı.Türk’ün süngüsü Çanakkale’de çelik bir
kale oldu.Mustafa Kemal’in kuvvetli sevk ve idaresi,Türk askerinin sarsılmaz
iman ve iradesi Türk tarihine altın yaldızlı bir Çanakkale zaferi yazdı.Hiç Şüphesiz Mustafa Kemal ve
Cevat Paşaların bu savaşlardaki çabaları yadsınamaz.Mustafa Kemal genç ve
azimkar metin bir kumandandır.Çanakkale’de ordu nevmid bir vazifeye düştüğü
zaman ümidini bozmamış ve imanından aldığı kuvvetle,ordunun da maneviyatını
yükseltmiştir.Büyüklerini tanımak mecburiyetinde olan gençlik “Mustafa Kemal”
namını da hafızalarına ilave etmeli halaskarlarımızdan birinin de o olduğunu
unutmamalıdır.
Düşmanlar Çanakkale boğazından hüsranla çekip gidince artık
İstanbul da zabıt ve istila tehlikesinden kurtulmuş demekti.Bütün memleket
ahalisinin hususile İstanbulluların M. Kemal’e hürmet minnettarlıkları son dereceyi
bulmuştu.Düşmanlar bile bu dahi kumandan idaresindeki Türk askerinin harekatına
hürmet ve takdirlerini ifadeden geri durmamıştır.Artık Çanakkale savaşlarının
siper savaşına dönüşmesi üzerine son bir saldırı ile düşmanı denize dökme
önerisinin reddedilmesi üzerine 10 Aralık 1915’te görevinden istifa etti.Kendisine çok büyük
saygısı olan Limon Von Sanders bu istifayı kabul etmeyerek kendisine hava
değişimi verildi.İngilizlerin Gelibolu’yu boşalttıkları öğrenildi.İngiliz ve
Fransızlar hiç kayba uğramadan çekilmek istiyorlardı.Mustafa Kemal Buna razı
olmuyor, düşmanın bedavadan çekip gitmesi sonradan bizimle alay etmesini
istemiyordu.10 Aralık 1915’te grup komutanlığından istifa etti.Limon Von
Sanders’in bu istifayı hava tebdili iznine çevirmesinden sonra M. Kemal Gelibolu’dan
ayrıldı.
M. Kemal’in 31 Mart irtica olayını ezmekteki hizmeti daha o dönemde
gölgelenmiş ve unutturulmuştu.Arıburnu Conkbayırı ve Anafartalardaki
kahramanlıkları ise örtbas edilmeyecek bir hal almıştı.İstanbul’da sansürün gazetelerde
isminin yazılmasına izin vermemesi,Enver Paşanın bir çok subayın rütbesini yükselttiği halde onunkinin olduğu gibi
kalması,bir çok kişinin hizmetlerini küçük göstermeye çalışmasına rağmen,M.
Kemal’in ülke ve ordudaki şanı azalmadı.Artık o bir ad,bir kuvvet,bir umut olmuştu.O
iki kere İstanbul’u kurtarmış ve cihan harbinin gidişini değiştirmekte esas
amil olmuştu.Türk erlerinin kahramanlığından azami sonuç almayı o bilmiştir.En
kalabalık ve güçlü Osmanlı ordusunu o komuta etmişti.Bu yeni duruma dayanarak sırf
askerlik görevi dışında bir çok uğraşta bulundu.Bir süre İstanbul ve Sofya’da
dinlendikten sonra 1916 yılı başında Edirne’de 16. Kolordu Kolordu
Komutanlığı’na atandı.Bir ay sonra Muş ve Bitlis dolaylarında kurulan b aşka
bir kolorduya nakledildi.Bu göreve giderken Tüm Generalliğe yükseldi.Van Gölü
güneyinden,Çapakur Boğazına kadar 80 km’lik cephede Kazım Karabekir Paşayla
beraberdi.Önce cephe hattını geri çekti,sonra Muş ve Bitlis’i geri
aldı.Kendisine altın kılıçlı imtiyaz madalyası verildi.M. Kemal Sekarat’ta bulunan
2. Ordu Kumandanlığı’na gelince,Orada Ordu Kurmay Başkanı İsmet İnönü ile
tanıştı.Hicaz Seferiyesi Komutanlığı önerildi.Kabul etmedi.Enver Paşa Bağdat’ı
geri alma hayaliyle Yıldırım Ordular Grubunu kurdu.M. Kemal de bu orduya bağlı
7. Ordu Komutanı olmuştu.Asıl sorunun Irak’ta değil Filistin’de olduğu
anlaşılınca Bağdat’ın geri alınmasından vazgeçilerek,Yıldırım Orduları
Filistin’e gönderildi.M. Kemal bu cephede göreve başladıktan sonra,Enver,Talat
ve Cevat Paşalara rapor vererek savaş yönetimi ve halkın içinde bulunduğu
durumu bildirmiş ve alınması gereken önlemleri açıkça anlatmıştı.Bu rapora 2.
bir ek olarak da Yıldırım Ordu Komutanı Falkenhayn’ın tutumunu şiddetle
eleştirdi.Enver Paşandan Falkenhayn’ı tutan bir cevap gelince 7. Ordu
Komutanlığını Ali Rıza Paşa’ya bırakarak İstanbul’a geldi.2.Ordu kumandanlığına
atandıysa da görevi kabul etmedi.
3 Temmuz 1918’de Sultan Reşat’ın ölümüyle yerine Vahdettin
geçti.Yarbay Naci’yi kendisine başyaver,İzzet Paşa’yı yaver-i ekrem yaptı.M.
Kemal böbrek rahatsızlığı yüzünden Krlsbadda’ydı.Tedavisini yarım bırakıp
İstanbul’a geçti(Padişahın emriyle)M. Kemal burada Padişaha orduyu ele almak
gerektiğini söylemiş,Vahdettin de gereken işleri Talat ve Enver Paşa ile
görüştüğünü söylemiş.Fakat yıkım görülmeye İttihat ve Terakki iktidarının
düşeceği sezilmeye başlayınca M. Kemal’in yaver olması gündeme geldi. Vahdettin kendisini yeniden
Fahri Yaverliğe ve 7. Ordu komutanlığına getirdi.Osmanlı’nın Filistin’de
verdiği mücadele yenilgiyle sonuçlandı.Bulgaristan da Selanik anlaşması ile
çekildi.Bu surette Osmanlı’nın müttefikleriyle bağlantısı kesildi.Çok geçmeden
Almanya da mütareke istedi.8 Ekim’de Talat Paşa kabinesi istifa etti.M. Kemal
bu durumda Osmanlı Devleti’nin müttefiklerinden ayrı bir barış yapmasını sağlamak,elde
kalan kuvvetlere ileri sürülecek ateşkes önerilerine karşı milletçe direnmeyi
düşünüyordu.Padişaha telgraf çekerek Ahmet İzzet Paşa’yı Sedaret’e
getirerek,kendisi harbiye nazırı olmak birkaç kişiyi daha kabineye almak
istiyordu.Sadrazam Ahmet İzzet Paşa oldu.M. Kemal’i Harbiye Nazırı yapmadı ama
kabine M. Kemal’in isteğine yakındı.
30 Ekim 1918’de Osmanlı Devleti Rauf Bey başkanlığındaki heyetin
36 saat tartışarak kabul ettiği Mondros Mütarekesi imzalandı.Mütareke gereğince
Alman komutanların Türkiye’yi terk etmesi gerekiyordu.Limon Von Sanders
Yıldırım Orduları Grup Komutanlığını Mustafa Kemal’e verdi.Bu anlaşma ile
Osmanlı Devleti kendini düşmana kayıtsız şartsız teslim etmiş,bununla da
kalmayarak memleketin istilası için onlara yardım da etmişti.M. Kemal bu
mütarekenin sakıncalı bulduğu noktaları sadrazama bildirip bir yandan da
elindeki 2. ve 7. kolorduları ulusal savunma kuvveti haline getirmek için
çalışmaya koyuldu.
13 Kasım 1918’de itilaf donanmasına bağlı gemilerin İstanbul’a
girmesi üzerine yanındakilere dönerek “geldikleri gibi giderler” dedi.Bu sözü
bir gün ülkenin bağımsızlığına kavuşacağına olan inancını belirtiyordu.İstanbul
fiilen işgal altındaydı.Enver,Cemal ve Talat Paşa’lar memleketten kaçmış,meclis
ve hükümet üyeleri birbirine düşmüştü.M. Kemal İstanbul’da kaldığı 6 ay içinde
vatanın kurtuluşuna en küçük yardımı dokunabilecek herkesle ilişki
kurdu,görüştü.Düşüncelerini daha kolay yayabilmek için Fethi Bey’in çıkardığı
Minber gazetesine ortak oldu.Komutan ve subayların moralini yükseltebilmek
için,Hasbihal adlı eserini yayımladı.Onun bu çok yönlü çalışmaları işgal
kuvvetleri yetkililerini ve hükümeti kuşkulandırıyordu.Onu tevkif etmenin,halk
çoğunluğu üzerinde kötü etkileri olacaktı.Şu halde M. Kemal’i İstanbul’dan
uzaklaştırmak için uygun bir görev gerekliydi.İngiliz raporlarına göre bir
görev vardı.Samsun dolaylarında Türk ahali Rum halka baskı yapıyordu.Bu durumda
hükümet önlem olarak M. Kemal’i 9. Ordu Müfettişliğine atadı.Bu kıtaat 15.
Kolordu Kazım Karabekir’e bağlıydı.M. Kemal Kazım Paşa’nın yardımıyla çok geniş
yetkilerle göreve gidiyordu.Buna göre müfettişlik sınırları dışındaki bütün
komutan ve sivil makamlara emir verebilecekti.Bu doğrultuda İngilizlerin
vereceği vizeyi heyecanla beklemeye başladı.
KURTULUŞ MÜCELESİ
Yunan birlikleri 20.000 kişilik bir orduyla İzmir’i işgale
başladı.Böylece Türk kurtuluş savaşı 15 Mayıs 1919’da Yunanlıların İzmir’i
işgali sırasında düşmana ilk kurşun sıkmasıyla fiilen başladı.İngilizler padişahın
M. Kemal’e güveni vardır gerekçesi ile beklenen vizeyi verdiler.16 Mayıs akşamı
eski bir şilep olan Bandırma ile yola çıktı.M. Kemal her an bir İngiliz
tarafından yolu kesileceğinden kuşkulanıyordu.Kuşkusunda da haklıydı.M.
Kemal’in nasıl bir amaçla gittiğini anladılar.Fakat geç kaldıkları için
durdurmayı başaramadılar.M. Kemal fırtınalı bir havada Samsun limanına çıktı.
Anadolu,İzmir’in işgali ve bunun doğuracağı sonuçlar hakkında çok
az bilgiye sahipti.M. Kemal burada telgraf aracılığıyla yetki altında
bulundurduğu makamlarla sıkı bir ilişki kurmak,halka protesto ve mitingler
yaptırarak Bab-ı Ali ve müttefiklere karşı halkın cephe aldığını göstermek
istedi.Askeri ve siyasi alanda çalışmalara başladı.Müdafaa-i Hukuk ve Redd-i
İlhak cemiyetleriyle bağlantı kurdu. Bu cemiyetler Yunan işgaline karşı
kurulduğu için ve Kuvay-i Milliye ile ilişki kurulamadığı için vatanı
kurtaracak güce erişemiyordu.
Bu çalışmalar gerek işgal kuvvetleri gerek İstanbul’u rahatsız
ediyordu.İngilizler baskılarını arttırınca M. Kemal geri çağırıldı. Oysa Samsun’a
geleli bir hafta olmuştu ve rahat çalışabilme imkanları arıyordu.Dolayısıyla bu
çağrıya kulak asmadı.Karargahını Havza’ya çekti.Mitingler düzenletti.Müdafa-i
Hukuk Derneğinin Havza şubesini kurdu.Reddi İlhak ve Müdafa-i Hukuk
dernekleriyle Anadolu ve Trakya’daki bütün komutan ve sivil yöneticilere
Havza’dan ilk genelgesini yolladı.Devlete baş kaldırmış olan efeler derhal M.
Kemal ve arkadaşlarıyla işbirliğine karar verdiler.Amasyalılar M. Kemal’i davet
ettiler o da kabul etti.Amasya çalışmalarına uygun bir ortamdı.Ali Fuat ve Rauf
Beyler ile 21-22 Haziran Amasya Genelgesini yayınladı.
Mustafa Kemal bu genelge ile Sivas’ta bir kongre toplanması kararını
İstanbul hükümeti ve işgal kuvvetlerine duyurdu.İşgal kuvvetleri M.
Kemal’i görevden azletti. Bu haberi
alır almaz 3. Ordu Müfettişliği ve askerlikten istifa etti.Milli kurtuluş
hareketinde milletle beraber herhangi bir fert gibi çalışmak istediğini
Ordulara ve millete duyurdu.Vilayet-i Şarkiye Müdafa-i Hukuku Milliye
derneğinin Erzurum şubesinin isteğiyle derneğin faal heyetinin başına
geçti.Erzurum kongresi 23 Temmuz’da toplandı.9kişilik bir heyeti temsiliye
seçildi bunun başında M. Kemal vardıTemsilcilerin
bir çoğu Sivas’a varmışlar,M. Kemal ve arkadaşlarını bekliyorlardı.Erzurum’dan
ayrılması gerekiyordu.Sivas kongresi Doğu ve Batı illeri ile Trakya’nın yani
bütün bir memleketin birliğini sağlamak gayesi güdülüyordu.
Sivas Kongresi 4 Eylül 1919’da lise binasında toplandı.Şark-ı Anadolu
Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Derneği adını aldı.11 eylül 1919’daki toplantıda
Heyet-i Temsiliye’ye ek olarak 6 kişi daha seçildi.16 kişilik Anadolu ve Rumeli
Müdafaa-i Hukuk Derneği Heyet-i Temsiliyesi oldu.Bu bir geçici hükümet
sayılıyordu.Kongre Erzurum Kongresi kararlarını onayladı.Damat Ferit’in adamı
Elazığ valisi Ali Galip, Kürt aşiretlerini M. Kemal’e karşı
kışkırtıp,çalışmalarını bozmaya çabaladıysa da başarılı olamadı.M. Kemal
tarafından sorgulandı.Halep’e kaçtı.Sivas kongresi bu hava içinde sona
erdi.Damat Ferit kabinesinin olumsuz çabalarını tespit eden M. Kemal ve
arkadaşları,yapmış olduğu olumsuz çalışmaları padişaha bildirdiler.Ferit Paşa
Kabinesi çekilmek zorunda kaldı.Yerine gelen Ali Rıza Paşa hükümeti,Heyet-i
Temsiliye hükümetini şartlı olarak desteklemeye karar verdi.M. Kemal Sivas’ta
iken İrade-i Milliye gazetesin çıkarmıştı.(13 Eyl).Bu defa Ankara’da
Hakimiyet-i Milliye gazetesini kurdu.(10 Ocak 1920)
Meclis-i Mebusan 12 Ocak’ta İstanbul’da açıldı.Mustafa Kemal İstanbul’ giden millet vekillerine,kendisini seçmelerini ve mecliste Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyetini kurmalarını tavsiye etmişti. Kendisi hazır bulunmayan birini seçmenin sakıncalı olacağı düşüncesiyle onu başkanlığa seçmediler.Kurdukları gruba Felah-ı Vatan adı verdiler.Mebusan meclisi heyeti 28 Ocak 1920’de Misak-ı Milli esaslarını bir bildiri şeklinde kabul ve imza etti.Pariste toplanan müttefikler arası konsey 13 Mart’ta İstanbul’un fiilen işgaline karar verdi.16 Mart’ta İstanbul fiilen işgal edildi.M. Kemal olayı İslam elemi ve dünya parlamentolarına yayınladığı bildirilerle protesto etti.Bildiride 700 yıllık Osmanlı Devletinin hayat ve hakimiyetinin sona erdiğini belirterek, milleti hayat ve bağımsızlığını bütün geleceğini korumaya çağırdı.
BÜYÜK MİLLET MECLİSİ
19 Mart 1920’de yayınladığı bildiride
Ankara’da olağanüstü yetkilerle ve milletin gerçek iradesine sahip bir meclis
toplanacağını,bu meclisin milletin yeniden seçeceği temsilcilerle İstanbul
Meclis üyelerinden,Anadolu’ya geçebilenlerden oluşacağını belirtti.Her ilden 5
milletvekili seçilirken 5 Nisan’da Sadaret’e gelen Damat Ferit Milli Hareket’in
Padişaha isyan,hareketin başındakileri de eşkıya olarak niteleyen fermanlar
yayınlatıyor.Şeyhülislam Abdullah Efendi verdiği fetvada bunları kafir ilan
ediyor,öldürülmelerinin dinen caiz olduğunu bildiriyordu.Bu durumu
değerlendiren Damat Ferit,İngilizlerin desteğiyle kurduğu bir takım saf ve
cahil insanlardan oluşan Kuva-i İnzibatiye ve Hilafet Ordusu’nu Anadolu’ya
göndermeye yelteniyordu.TBMM 23 Nisan 1920’de en yaşlı milletvekili Şerif
Bey’in başkanlığında toplanıyordu.Ertesi Gün M. Kemal meclis başkanı
seçildi.Bir hükümet kurulmasının zorunlu olduğunu söyledi.3 Mayıs 1920’de 11
kişilik icra heyetini seçti.20 Ocak 1921 Teşkilat-ı Esasiye Yasası ile icra
vekilleri heyeti kuruluncaya kadar başkanlık yaptı.29 Nisan 1920 günü kabul edilen
Hiyanet-i Vataniye yasası ile TBMM’nin niteliğine isyan edenler,sözle veya
yazılı saldırı yapanların vatan haini sayılacağı ilan edildi.Bu tür suçluları
yargılamak için de İstiklal Mahkemeleri’nin kurulmasına karar verildi.
Bu dönemde halkçılık programını
düşüncelerine uygun bulmayanlar muhalefet grupları şeklinde ortaya
çıktılar.Muhalefette olan anlaşmazlıkları gidermek için mecliste Anadolu ve
Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti kurdu.10 Mayıs 1921 günü M. Kemal grubun
başkanı seçildi.Bu I. Meclis zaman zaman üyeler arası şiddetli tartışmalara
sahne olurken konu vatan olduğunda birlik ve beraberlikten hiç
ayrılmamıştı.Nihayet zafer sonrası 16 Nisan 1923 günü son birleşimi yapılarak
tarihin şerefli sayfalarına geçti.
Mustafa Kemal’i meclis çalışmaları dışında meşgul eden konuların başında,dağınık haldeki Türk Ordu’sunu yeniden seferber etmek,silahlandırmak ve eğitmek meselesi geliyordu.Ordu kurulana kadar Kuva-i Milliye birliklerinden yararlanmayı düşünmüş,fakat bunların başındaki Çerkez Ethem ve Demirci Mehmet Efe gibi diğer Kuva-i Milliye birliklerinin keyfi davranışları,yarardan çok zarar getiriyorlardı. Bu durum da düzenli ordunun kurulmasını hızlandırmıştı.
SARIKAMIŞ VE KARS GÜMRÜ'NÜN ELE GEÇİRİLMESİ
1877 Osm-Rus savaşı sonrası Rusya’da kalan ve Kars dolaylarında Bağımsız bir Ermeni Devleti kurulmuştu.Ermeniler bu bölgede İngilizlerle işbirliği yapıp Türkleri katlediyor,Türkiye ve Rusya’nın bağlantısını kesmeye çalışıyorlardı.9 Haziran 1920’de Kazım Karabekir 19. Kolordu Kumandanı Doğu Cephesi Kumandanlığına atandı.Doğu illerinde seferberlik ilan ederek kuvvetli bir ordu meydana getirdi.Kars,Sarıkamış ve Gümrü işgal edildi.3 Aralık 1920’de TBMM’nin taraf olduğu ilk anlaşma olan Gümrü imzalandı.Ermeni sorunu ortadan kalktı.Doğu kuvvetlerinin Batı:’ya aktarılması gerçekleşti.Fransızların Güney bölgesindeki(Mersin’den Urfa’ya saldırılarına M. Kemal direktifinde kahramanca karşı koyan milis kuvvetleri Arap savunması sonunda Gazi unvanını almıştı.Fransızlar Türklerle savaşın sonuç vermeyeceğini anlamışlardı.Sakarya savaşından sonra Ankara İtilafname’sini imzaladılar.T.B.M.M ve Türklerin Misak-ı Milli’deki bağımsızlık ilk defa bir devlet tanımıştı.
SEVR ANLAŞMASI
Yunanlılar 22 Haziran 1920’de Türklerin
düzenli ordu kurmasına engel olmak ve barış proesini kabule zorlamak için 3
yönden ileri harekata geçti.T.B.M.M Yunan ilerleyişini durdurmak üzere 20.
Kolordu Komutanı Ali Fuat Cebesoy’u Batı Cephesi komutanlığına
getirdi.Yunanlılar kuzeyde başarılı olmuşlardı.Balıkesir ve Bursa’yı işgal
etmişler,20-27 Temmuz’da Edirne dahil bütün Batı ve Doğu Trakya’yı işgali
başarmışlardı.Bu işgaller –özellikle Bursa’nın işgali- mecliste ağır
eleştirilere sebep olmuştu.(eski başkentin yitirilişi siyah örtü örtülerek
protesto edildi).M. Kemal henüz ordumuzun kuruluş aşamasında olduğunu,zafere
inandığını belirtti.Fakat Vahdettin ve İstanbul Hükümeti barış yapılmasını
kabul ettiler.10 Ağustos 1920’de Sevr imzalandı.T.B.M.M bu anlaşmayı
imzalayanları vatan haini ilan etti.
Bu anlaşmayı Türk milletine kabul
ettiremeyeceklerini anlayan işgal kuvvetleri,Yunanlıları tekrar saldırıya
geçirdiler.Türk Ordu’sunun Çerkez Ethem ile uğraşmasını fırsat bilerek
Afyon,Eskişehir,Bursa üzerinden İnönü’ye yürümeye başladılar.Albay İnönü
Yunanlıları 3 günlük çetin mücadeleler sonuca mağlup etti.Bu kez Sevr’i uzlaşma
yoluyla kabul ettirmeye çalıştılar.Ankara hükümetini Londra’ya çağırdılar.13
günlük konferans sonuç vermedi.Yunan kuvvetleri 23 Mart’ta tekrar saldırıya
geçtiler.II. İnönü’de de yenildiler.T.B.M.M ve S.S.C.B Moskova ant. İmzalamış
Ankara hükümeti diplomatik güç kazanmış.
Yunanlıların 2. kez mağlup olması hoşnutsuzluk
ve siyasi buhran yarattı.Yunanlılar farklı bir taktikle tekrar saldırma kararı
aldılar.M. KEMAL Batı cephesi ordularının Sakarya’ya çekilmesini istedi.Meclis
M. Kemal’in T.B.M.M Ordularının başına getirilmesine karar verdi.(5 Ağustos
1921) olağanüstü yetkilere sahip olmuştu.M. Kemal bu sürecin 3 ayla
sınırlanmasını ,gerekirse her 3 ay sonucu sürenin uzatılmasını uygun gördüğünü
belirtti.
M. Kemal Başkomutan olduktan sonra
Tekalif-i Milliye emirlerini yayınladı.Ordunun ihtiyacı olan her türlü
malzemenin Ordu emrine verilmesini öngören emirler uygulamak için de Tekalif-i
Milliye komisyonu kuruldu.Yunanlıların kesin sonuç almak için tekrar saldırıya
geçeceğini biliyordu. 23 Ağustos’ta Yunanlılar tek savunma hattına şiddetli
saldırıya başlamış oldu.Sakarya Meydan Savaşı başlamış oldu.22 gün ve 21 gece
aralıksız devam eden savaşta M. Kemal ünlü “Hattı müdafaa yoktur,sathı müdafaa
vardır.O satıh bütün vatandır” emrini vermiştir.Savunma durumundaki Türk
birlikleri saldırıya geçtiler.Sakarya’nın doğusunda yunan askeri kalmamıştı.
Türklerden her bakımdan iki kat üstün
araç gereçle savaşan Yunan Ordularını yenilgiye uğratan M. Kemal’e Gazi ünvanı
verildi.Savaş sonrası Fransızlarla Ankara Antlaşması imzalandı.İtilaf
devletlerini güvenini sarsan Yunanlılar son bir kez saldırıya geçti.Türk
Ordu’sunun da kendisini toplaması gerekliydi.11 ayda bunu başardı.Başkomutanlık
Meydan Muharebesi başlamıştı.Garp Cephesi Orduları 2’ye ayrıldı.6 Ağustos
1922’de M. Kemal P.,İsmet P., Genel Kurmay Başkanı Fevzi Paşa taarruz
hazırlıklarını gözden geçirdiler.Türkler şiddetli bir saldırı sonucu Çiğiltepe,
Ekmentepe, Tıknaztepe, Belentepe, vs. ele geçirdi.Afyon kuzeyindeki Yunan
Orduları geri çekilmek zorunda kaldılar.Türk ordusu Dumlupınar’a yöneldi.
Dumlupınar’ın kuzey ve kuzeydoğudaki 5 tümenlik Trikupis Grubu yenildi.
M. Kemal Yunanlıların herhangi bir yerde
tutunup savunmaya geçmelerine ve itilaf devletlerinin müdahalesine meydan
bırakmamak için düşmanın süratle ve aralıksız kovulmasını istiyordu.Bunun için
“Ordular ilk hedefiniz Akdenizdir” hedefini vermişti.9 Eylül’de 3,5 yıl işgal
altındaki İzmir de kurtuldu.
Annesi Zübeyde Hanım 14 Ocak 1923’te
öldü.29 Ocak 1923 İzmir’in ünlü ailelerinden Uşşakizade’lere mensup Muammer
Bey’in kızı Latife Hanım ile evlendi.Evlilikleri 5 Ağustos 1923’e kadar
sürdü.18 Eylül’e kadar Batı Anadolu Yunan ordusundan temizlenmiş bulunuyordu.
Türk-Yunan Savaşı Mudanya Mütarekesi ile sona erdi.(1 Ekim 1922) Yunanlılar
yeterli delege olmadığı gerekçesi ile imzadan kaçındılar.İtilaf Devletlerinin
Barış konferansına Ankara Hükümeti ile beraber İstanbul Hükümetini de çağırmak
istemesi T.B.M.M’ yi harekete
geçirdi.Meclis 1 Kasım1922’de
saltanat ile halifeliğin ayrılması ve saltanatın kaldırılmasına karar
verdi. Vahdettin İngilizlere sığındı.17 Kasım gecesi bir İngiliz zırhlısı ile kaçtı.Abdülmecit Halife oldu.
Lozan Barış Ant. 28 Temmuz 1923 günü
imzalandı.Yunan sorunu dışında Şark sorunu ve diğer sorunlar ele alındı.I.
Dünya savaşında savaş durumunda olan devletler arası barış yapıldı.Türkiye’yi
İsmet Paşa temsil ediyordu. İşgal kuvvetleri 30 Ekim 1923’te İstanbul’u
boşalttılar.M. Kemal toprak bütünlüğünün ifadesi olarak,Ankara’yı başkent
yapmak istiyordu. Tasarı meclise sunuldu. Ankara başkent oldu. M. Kemal askeri
alanda büyük başarılar kazanmıştı.Bundan sonra daha fazlası gerekliydi.Şimdi
devlet adamı bir devrimci olarak iş başındaydı. 6 Aralık 1922’de basına verdiği
demeçte Cumhuriyet Halk partisi adında, Halkçılık ilkesine dayalı bir parti
kuracağını ve her türlü yoruma açık olduğunu belirtti. Herkes çeşitli endişeler
ortaya attı. Buna rağmen M. Kemal CHP’yi kurdu. Ölünceye kadar da başında
kaldı.
M. Kemal artık cumhuriyeti ilan etmek
için faaliyetlere geçti.Milletvekilleri de bu görüşteydiler.1920 yılında “Egemenlik Ulusundur” ilkesine dayalı idarenin başladığı günden
itibaren aslında Cumhuriyet kurulmuş fakat adı söylenmemişti. M. Kemal,İsmet
Paşa ve Fethi Bey’i köşküne çağırdı ve cumhuriyeti ilan edeceğini bildirdi.
Anayasaya Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir maddesi ekendi.29 EKİM 1923’TE
Teşkilat-ı Esasiye Yasasında değişiklik yapılarak, cumhuriyetin ilanına karar
verildi.Oylamaya katılan milletvekilleri cumhuriyeti kabul ederek kendisini ilk
Cumhurbaşkanı seçtiler.1927-31-35 yıllarında 4 yılda bir Cumhurbaşkanı seçildi.
T.B.M.M’nin 3 Mart 1924 tarihli oturumunda Medreselerin kapatılmasına,eğitim ve öğretimin birleştirilmesine ve Şeriye ve Evkaf Vekaleti’nin kabineden çıkarılmasına ilişkin yasalar kabul edildi.20 Nisan 1924’te 2. anayasa yürürlüğe girdi.Türkiye Cumhuriyeti’nin Laik olduğu kesinlik kazandı. ( 10 Nisan 1928 )
İNKLAPLAR, DEVRİMLER
M. Kemal’in gerçekleştirdiği devrimler tek bir temele dayanıyordu.Türk
milletini gerçekten Layık olduğu yüksek,güçlü ve müreffeh bir yaşam düzeyine
kavuşturmak. Bu düşünceyi engellemeye çalışan her türlü kurum ve muhalifin
karşısında bulunuyordu.Eski Ortaçağ karanlığını içinde tutan topluma,ilkel bir
görüntü veren kurumları hükümleri ve alışkanlıkları kaldırarak,çağdaş
uygarlığın akıl ve bilime dayanan değerlerini getirmek istiyordu. Bu temel
görüşler doğrultusunda devrimleri geçekleştirdi.
Bu devrimler,hilafetin
kaldırılması,eğitimin tek elden yönetilmesi,şeriye mahkemelerinin
kaldırılması,Tekke,zaviye ve türbanın kaldırılması,şapka giyiminin zorunlu
olması,takvim ve saatte değişiklik,Türk medeni yasasının kabulü,Latin
harflerinin kabulü,ulusal okulların açılması ulusal rakamların kabulü,Kur’an ve
ezanın Türkçeleştirilmesi.Lakap ve unvanların kaldırılması ve bazı kisvelerin
giyilmemesi,hafta tatili cumadan,pazara alındı ve en önemlisi medeni yasanın
evlenmeyle ilgili hükümleri...Tanzimat dönemindeki Mecellenin yerini İsviçre
medeni kanunundan örnek olarak hazırlanan Türk Medeni Yasası 17 Şubat 1926’da
kabul edildi.Medeni yasa ile kadınlara haklar tanınırken,onların siyasal ve
ekonomik yaşama katkıları da düşünüldü. 1930’da belediye seçme ve
seçilme,1934’te de milletvekili seçme ve seçilme hakkını kazanmıştı.21 haziran
1934’te soyadı yasası kabul edilmiş,T.B.M.M’ de M. Kemal’e Atatürk soyadını vermişti.Bunun daha
öncesinde hem askeri hem askeri hem siyasi önder olmasını çekemeyenler yüzünden
askerlikten istifa etti.(30 haz 1927).Atatürk Cumhuriyet idaresindeki bir
ülkenin demokratik olması gerektiği,bunun için birden fazla parti kurulması
gerektiğini savunuyordu.Cumhuriyetçilik ve Laiklik ilkesinden ödün vermek
istemiyordu.Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası(1924-25) ile Serbest Cumhuriyet
Fırkası(1930) bu ülke sınırlarını aştıkları için uzun ömürlü olmadılar.
Cumhuriyet Halk Partisinin 2. büyük
kurultayında gerek parti,gerekse Türkiye açısından büyük önem taşıyan büyük
Nutku’nu okudu.(15-20 Ekim 1927) Nutukta kuruluş savaşının tüm evrelerini
belgelerle açıkladı.Cumhuriyetin kuruluşunu,devrimleri,devrimlere karşı
çıkanları ayrı ayrı anlattı.Sonunda da Türkiye Cumhuriyetini Türk gençliğine
emanet ettiğini bildirdi.
12
Nisan 1931’de Türk Tarih Kurumu’nu kurdu.
12
Temmuz 1932’de Türk Dil Kurumunu kurdu.
1933’te
Cumhuriyet’in 10. yılı dolayısıyla konuşma yaptı.Halkı en geniş refah araç ve kaynaklarına sahip çıkmaya
ulusal kültürü,çağdaş uygarlık düzeyinin üzerine çıkaracağını söz verdi.Sözünü
“Ne Mutlu Türküm Diyene” diyerek noktaladı.Ekonomi ve siyasete önem
verdi.Ekonomik sistem olarak Devletçiliği benimsedi.Devlet denetiminde özel
girişimi öngördü.
Ülke ekonomisi için gerekli büyük,küçük
her çeşit sanayii kurmayı ilke edindi.Yalnız ülke çıkarlarına uygun olan
yabancı sermayenin ülkede yatırım yapmasına izin verdi.Ülkenin gerçek sahibinin
köylü olduğunu belirterek,makinalı tarıma geçmeyi öngördü.Dış siyaseti dostluk
ve barış temeline dayandırarak,bu doğrultuda(1934)Balkan(1937)Sadabat Paktını
kurdu.
4. kez Cumhurbaşkanlığına seçilen
Atatürk Ankara Ant. İle Fransa’ya bırakılan Hatay’ı ülkemize katmak için büyük
çaba harcadı.Fakat sağlığı günden güne bozuluyordu.20 Mayıs 1938’de Hatay
sorunu ile ilgili olarak Mersin ve çevresindeki askeri birlikleri denetledi.
İstanbul’a gitti 5 Eylül’de son
biçimini verdiği vasiyetnamesini İstanbul 6. Notere kapalı bir zarf içinde
verdi.1kasım 1938 meclis açılışına hastalığı yüzünden katılamadı.Büyük Komutan,
devlet adamı,büyük insan 10 kasım 1938 Perşembe günü saat 9.05’te hayata
gözlerini yumdu...Bu haber Türk milletini yasa boğdu.
BİBLİYOGRAFYA
1-İĞDEMİR,Uluğ Atatürk’ün yaşamı (1881-1918) T.T.K
Ank,1988
2-GÜRAK, Halil Gürdal Atatürk (1881-1938)
3-AYDEMİR, Ş. Süreyya TEK ADAM Mustafa Kemal ,Remzi
Kitap Evi İst,1993
4-ÜNAYDIN,R.Eşref ,Anafartalar Kumandanı M. Kemal
ile Mülakat, Ank. 2000
5-YAZMAN,M. Şevki, Çanakkale 18 Mart (1915-1950),
T.T.K b.e Ank. 1950
6-Atatürk Araştırma Merkezi TÜRKİYE CUMHURİYETİ
TARİHİ I Ank,2000
7-Devrin Yazarlarının Kalemiyle Çanakkale ve M.
Kemal, Kült.Bak.,İst,1919
8-ŞAPOLYO,E.Behnan Kemal Atatürk ve Milli Mücadele
Tarihi İst 1958
9-Türk Tarih Kurumu Cemiyeti Tarih IV Devlet
Matbaası, İst,1934
10-BAYUR,Y.Hikmet, Atatürk hayatı ve eserleri
Atatürk Araş.Mrk Ank 1990
11-KEMAL, ATATÜRK, NUTUK(1919-1927) Atatürk Araş. Merk.Ank.1998.
DERYA KÖSE